Unutmadan Söylemeliyim: Sağlıklı Yaşam
Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlıklı Yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2021-07-01

Tehlike Güneşte mi? Yoksa Güneş Koruyucularında mı!?

Tehlike Güneşte mi? Yoksa Güneş Koruyucularında mı!?

 

güneş koruyucu

Tehlike Güneşte mı!? Yoksa Güneş Koruyucularında mı!?

Yaz döneminin popüler konusu güneş koruyucusu kremler. Eminim ki herkes kaç faktör olmalı hangi markayı alalım diye düşünüyor. Peki size güneş koruyucularının aslında sandığınız kadar masum olmadığını ve tehlikeli olduğunu söylesem.  30 faktör ile 50 faktör arasında koruyuculuk oranının sadece %1 fark ettiğini ve koruma faktörü arttıkça kimyasal oranının arttığını söylesem. Sanırım şu an herkesin dikkatini çektim ve kafanızda soru işareti belirdi.

Güneş koruyucu kremlerin içinde kullanılan maddeler konusunda benim kafamda uzun zamandır soru işaretleri vardı o yüzden aldığım koruyucuda neye dikkat ettiğimi de makalenin ilerleyen kısımlarında paylaşıcam. Yaklaşık 4 senedir, ilk güneşe çıktığım dönemde bir kaç gün koruyucu kullanıyorum sonrasında kullanmıyorum. Tabi bu koruyucunun da belli  şartları var benim için. Bugüne kadar hep bizi güneşten korkuttular ve korunmamızı söylediler. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar ile bunun aksi söylenmeye başlandı.

Hawaii'de oksibenzon ve oktinoksat içeren güneş koruyucularının yasaklandığını hiç duymuş muydunuz? Peki neden oksibenzon ve oktinoksat mercan resiflerine geri dönüşü olmayan zararlar vermesi. Vücudunuza sürdüğünüz koruyucu,  cildinizden akıp deniz suyuna karıştığında deniz yaşamını bile öldürüyor, balıklarda üreme sorunlarına neden oluyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. Sanırım şuan kafanızda bir şimşek daha çaktı.! 

Yapılan çalışmalar sonucunda, kimyasal güneş koruyucu kremlerde yaygın olarak kullanılan avobenzon, oksibenzon, oktokrilen, oktinoksat, benzofenon, homosalat gibi aktif maddelerin cilt tarafından emilerek vücuda nüfus ettiğini gösteriyor. Ve bazı durumlarda günlerce, hatta haftalarca vücutta  kalıyorlar. Bu kremleri bir defa sürmek bile zararlı kimyasalların kandaki seviyesini artırmak için yeterli. 

Çalışmanın bulgularına göre tek bir uygulamada kandaki oksibenzon konsantrasyonu FDA’in güvenli olarak belirlediği miktarın 180 katına çıkıyor. Güneş kremini dört gün düzenli olarak kullandığınız da ise kanınız da güvenli kabul edilen miktarın 500 katı oksibenzon dolaşıyor.! Yapılan araştırmalar sonucunda bu kimyasalların kısırlık yaptığına dair bulgular saptanmış ayrıca hamilelikte fetüse geçtiğini ve  anne sütüyle bebeğe aktarıldığı belirtiliyor. Reproductive Toxicology dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, oksibenzon içeren güneş kremi kullanan hamile kadınların bebeklerinde Hirschsprung hastalığı riski artıyormuş. Amerikan Pediatri Derneği çocuklarda oksibenzon içeren güneş koruyucu kullanmamaları konusunda anneleri uyarıyor.   Yapılan araştırmalar sonucunda çoğu oksibenzon ve benzofenon üstüne odaklansa da, benzer endişeler kimyasal güneş koruyucularda kullanılan aktif içeriklerin tamamı için geçerli. Birkaç sene öncesine  kadar bu kimyasallar FDA’in “güvenli” listesinde yer alıyordu. Yüksek oranda kana karıştıklarının anlaşılmasıyla listeden çıkarıldılar. 

Peki biz ne kullanacağız dediğinizi duyar gibiyim. Doktorlar mineral bazlı koruyucu kullanılmasını tavsiye ediyor ki bende uzun zamandır tercih ediyorum. Çinko oksit (zinc oxide) ve titanyum dioksit (titanium dioxide) içeren mineral bazlı koruyucular güneş ışınlarını yansıtarak etki ediyorlar. Cilde nüfuz etmedikleri ve kana karışmadıkları için nispeten daha güvenlidirler.  Ayrıca bugüne kadar   Öğlen saatlerinde güneşten uzak durmamız, sabahları ve öğleden sonraları güneşe çıkmamız söylendi hep. Meğer bu da yanlışmış tam tersine, D vitamini rezervinizi doldurmak için güneş tam tepede olduğu zamanlarda, yani öğlen saatlerinde güneşlenmeniz gerekiyormuş. D vitamini, bu saatlerde gelen UVB ışınlarıyla sentezleniyor. Güneşin şifalı gücünden faydalanmak için sadece 20 dakika güneşlenmeniz yeterli oluyor. Fakat, güneşlenirken cildinize koruyucu herhangi bir krem ya da yağ sürmemeniz gerekiyor. Kimyasal güneş koruyucu kremler, yağlar hem toksik maddeler içerir hem de vücudunuzun D vitamini sentezlemesini önlüyor. Dikkat etmemiz gereken ise güneşlendikten sonra birkaç saat duş almamak. Duş alırken de vücudunuza sabun sürmeyin, sadece suyla durulanmaya özen gösterin. Böylece cilt yüzeyinde oluşan D vitamini akıp gitmez, vücuda nüfuz eder.
Bağımsız ve kâr amacı gütmeyen sivil toplum kuruluşu Environmental Working Group (EWG) her sene  güvenli tüketim listesi yayınlıyor sizde buradan takip edebilirsiniz.

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-06-10

Melisa Çayı

Melisa Çayı

 

melisa çayı

Melisa Çayı

Son yılların popüler bitki çaylarından biri. Benim de uzun süredir tükettiğim bir çay, ancak benim bahçemde Limonlu Melisa Çayı mevcut. Her yaz kış için kurutup kullanıyorum. Hemen aklınıza gelen soru bu çayın bir faydası olup olmadığı, kesinlikle çok faydası var diyebilirim.  Melisa çayı kovan otu ya da limon nanesi gibi farklı isimlerle de anıldığı için belki sizde bu çayı daha önce tüketmiş olabilirsiniz. Günde bir fincan Melisa çayı içerek ruhunuzu dinlendirip, sakinleştirici özelliğinden yararlanabilirsiniz. Peki Melisa çayı nasıl demlenir Ve faydaları nelerdir? İşte sizin için hazırladığım makalem.

Melisa özellikle bitki çayı severler için çok iyi bir seçenektir. Melisa bitkisinin yapraklarından elde edilen bu çay insan sağlığı için oldukça faydalıdır. Melisa çayı, sedatif etkisi nedeniyle insanları rahatlattığı ve ruhsal huzur verdiği bilinmektedir. Melisa bitkisi sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streste rahatlatıcı rol oynamaktadır.. Günde 1-2 fincan melisa çayı içerek bu faydalarından yararlanabilirsiniz.


MELİSA ÇAYI FAYDALARI

Melisa çayı hem ruhsal hem bedensel rahatsızlıklara iyi geldiği için faydası birçok bitki çayının faydalarının toplamına eşittir. 
- Uçuk, yara, sinek ısırığı ve kızarıklık gibi basit cilt problemlerini iyileştir.
- Çayı içildikten sonra kişiyi sakinleştirebilir.
- Sindirim ve boşaltım sistemine de ciddi faydalar sağlar. Karın-mide ağrısı ve ishalin tedavisine yardımcı olur. 
- Gaz sancısı çekenler tarafından tüketildiğinde ağrıları giderebilir.
- Huzurlu bir ruh haline kavuşturabilir.
- Geceleri bir fincan melisa çayı tüketmek, kişiyi rahatlatabilir ve uykuya hazırlayabilir.

- Konsantrasyon artırıcı etkisi bulunduğu için hafızayı güçlendirebilir.
- Doğal ağrı kesici özelliği bulundurur.
- Maske olarak cilde uygulandığı zaman güneşin olumsuz etkilerine karşı korur.
- Cilt lekelerini onarmanıza yardımcı olabilir.
- Cilt ya da saç derisinde oluşabilen egzama, mantar gibi birçok soruna çözümdür. Antiseptik özellikleri sayesinde bunlarla savaşır.
- Gözeneklerin temizlenmesini, ciltte nem dengesinin sağlanmasını kolaylaştırır.
- Sivilce oluşumları en aza indirir.
Böcek ve sinek ısırıklarına karşı etkilidir.
- Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltır.

- Kaşıntı ve kızarıklıkların hızlı geçmesini sağlar.
- Stres gerginlik, depresyon gibi sorunların geçmesini sağlar.
- Grip, nezle gibi hastalıkların hızla iyileşmesini sağlar.
- Yüksek tansiyon problemi yaşayanlara iyi gelir.
- Kalp ve damar hastalığına yakalanma riskini azaltır.
- Antiseptik (mikrop kırıcı) özelliği bulunmaktadır.
- Vücudu kuvvetlendirerek bitkinlik ve halsizlikleri giderir.
- Hazmı kolaylaştırır.
- İçerdiği yağ yakıcı moleküller sayesinde kilo almayı engelleyen melisa çayı diyetisyenler tarafından önerilen bir çay türüdür. Fakat burada dikkat edilmesi gereken melisa çayı zayıflatır diye günde 3 fincan ya da daha fazla tüketim yapmamaktır.
Bitki çaylarının fazlası oldukça zararlıdır ve kesinlikle önerilmez.

MELİSA ÇAYI NASIL DEMLENİR?

Bir demliğe bir su bardağı suyu koyun. Suyu kaynatın. Su kaynama noktasından 10-15 derece sıcaklığı düşünce bir tutam Melisa yaprağını ya da otunu demliğin içine bırakın. Yaklaşık 5 dakika demlemeye bırakın. Daha sonra bir süzgeç yardımı ile süzüp bardağa aktarın. Sade bir şekilde için. Yani yanına bal, pekmez gibi farklı bir besin türü eklemeden sade bir şekilde için. Bitkilerin farklı bileşenlerle tepkimeye gireceğini ve insan sağlığına zararlı olabileceğini unutmayın. Bu yüzden sade içmenizi tavsiye ederim.  Uykusuzluk problemi yaşayanlar yatmadan 20 dakika önce Melisa çayını içebilirler. Adet ağrıları için ağrının yoğun olduğu süreçte ılık bir şekilde tüketilebilir. Sabah aç karna içmek tavsiye edilmez.

MELİSA ÇAYI ZARARLARI...!

Günlük 1-2 fincandan fazla melisa çayı içerseniz melisa çayının zararını görebilirsiniz. Melisa çayının yanında başka bir şey tüketmek uzmanlar tarafından önerilmemektedir. İçerisindeki bileşenler farklı bir madde ile tepkimeye girerek insan vücuduna zarar verebilir. Kronik hastalığı olanlar oldukça  dikkat etmeli ve doktorunuza danışmadan kullanmamanızı tavsiye ederim.

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın

Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-05-29

BPA’nın insanların sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir...?

BPA’nın insanların sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir...?

 

bpa

BPA’nın insanların sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir...?


Bisfenol A veya BPA, (CH₃)₂C(C₆H₄OH)₂ formülüne sahip sentetik organik bileşik. İki hidroksifenil grubu barındırır, difenilmetanlar ve bisfenoller altında incelenir. Renksiz katı halde bulunan BPA, organik çözücülerle çözünse de suda çok az çözünür.
Formül: C15H16O2
Molar kütle: 228,29 g/mol
Erime noktası: 158 °C
IUPAC numarası: 4,4'-(propane-2,2-diyl)diphenol
Sınıflandırma: Östrojen
İçinde çözündüğü madde: Etanol, Alkali

Genellikle BPA ibaresi, plastik bebek şişelerinin ve damacanaların üzerinde hepimizin gözüne çarpan bir ibare var  “BPA’sızdır”. Ya da (BPA free) Açılım olarak bisphenol A, vücuttaki hormanları taklit eden bir endokrin bozucudur. Bu endokrin bozucular, hem yetişkinlerde hemde küçük yaşta ki çocuklarda özellikle östrojeni taklit ederek, kardiyovasküler, nörolojik ve hormonal bozukluklara yol açmaktadır ve metabolizmaya ciddi zararlar vermektedir. 

bpa

Bisfenol A (BPA) polikarbonat ve epoksi reçinelerin yapısında yer alan bir monomerdir.  Epoksi reçineler ve polikarbonatlar; gıda ambalajlarında, damacanalarda ve bir çok alanda kullanılır.

BPA, polikarbonat plastiklerin daha güçlü ve esnek olmasını sağlar. BPA damacanalardan suya geçebilmektedir. Polikarbonatlar tabak, bardak, geri dönüşümlü içecek şişeleri gibi bir çok gıda ile temas eden malzemelerde kullanılmaktadır. Ayrıca, gıda ve içeceklerin konserve kutularının ve gıda üretiminde kullanılan tenekelerin iç kaplanmasında (laklanmasında) da BPA içeren epoksi reçineler kullanılmaktadır.

BPA varlığı laboratuvarlarda BPA Analizi ile test edilmektedir. Test edilen ürün üzerinde BPA'sız olduğuna dair BPA Free bilgisi gösterilmektedir.

İnsanların fark etmeden senelerce kullandığı damacana içindeki plastiklerde BPA’ya rastlamak mümkündü. Yapılan araştırmalarda BPA’nın vücudumuza sadece gıdamızla ya da kullandıklarımızla değil, havadan ve tozdan da rahatlıkla bulaşabileceği ortaya çıkmış durumda. En önemlisi azıcık BPA’yla bile metabolizmanızın bütün hormon dengesi bozulabiliyor, şeker hastalığı, üreme ve nörolojik problemler ortaya çıkabiliyor. Fakat bu noktada BPA’nın nedenli zararlı olduğu gün yüzüne çıkınca, ortaya BPA’sız olan yeni bir plastik türü çıkmış durumda . O da  Tritan ..

Tritan olarak bilinen, bu yeni madde ise trifenil fosfat (Triphenyl phosphate) içeriyor. Amerikalı Eastman şirketi tarafından piyasaya sürülen bu kimyasalın sentetik östrojen olup olmadığını test ettirdikten sonra ortaya çıkan sonuçlar gösterdi ki BPA’dan bile daha zararlı bir östrojenik olabileceği saptandı.

Ne yazık ki birçok gıda ve içecek kutusunda, bazı tıbbi malzemelerde kullanılıyor. ABD’de Ulusal Sağlık Enstitüleri’nde görevli bilim insanları tarafından, BPA’nın prostat ve beyin gelişimi üzerinde ciddi zararlı etkilere sebeb olabileceği kanıtlanmış durumda, cenin, bebek ve çocuklarda hareket değişikliğine neden olabileceği uyarısında bulunmuşlardır.
İngiltere yapılan araştırmalarda ise bu kimyasalın vücutta yüksek seviyelerde bulunmasının, kalp hastalıkları, diyabet ve karaciğerde enzim bozukluklarıyla bağlantısı olduğu ortaya çıkmıştır.

Sağlık kuruluşları ve dünyanın önde gelen sağlık örgütleri sürekli olarak BPA'lı  ürün satın almayın diye halkı bilinçlendirmeye çalışıyorlar. Dev markalar ellerinde kalan BPA içeren ürünleri üçüncü dünya ülkelerine ithal ederek ellerinden çıkartıyorlar. Evet maalesef ülkemizde bu ülkelerden biri. O yüzden dışarıdan satın aldığınız tüm ürünler BPA içeriyor ve biz her gün o ürünleri tüketiyoruz.

Bebek ürünlerinde  ise BPA Emzik, biberon, plastik oyuncaklar, diş kaşıma aparatları, sterilizasyon makineleri, plastik yıkama küvetleri, oturaklar ve aklınıza gelmeyen onlarca plastik üründe bulunuyor. Kesinlikle çok dikkat edilmesi gerekiyor. Mutlaka ürünlerin üzerini okuyun..BPA Free yazısı VARSA satın almaya özen gösterin.

Sonuç olarak plastiğin hangi türü ile test yapılırsa yapılsın, hiç birinde    sonuç değişmiyor. Unutmayalım ki plastiğin doğada çözünmesi min. 400 yıl max. 1000 yıl sürüyor. Mümkün olduğunca az plastik ürün içeren malzeme tüketmek hem kendi sağlığımız hemde  doğa açısından çok önemli. Her zaman sorduğum gibi Ne tükettiğinizi biliyor musunuz...!?

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden  

2021-05-11

KLOZET KAPAĞINI KAPATMAK NEDEN ÖNEMLİ....?

KLOZET KAPAĞINI KAPATMAK NEDEN ÖNEMLİ....?




Merhaba arkadaşlar, Bunları Biliyor Muydunuz? Serisinde  bugün Klozet kapatmanın neden çok önemli olduğu ile ilgili bir yazı okudum ve sizinle paylaşmak istedim. Bazen küçük ama önemli şeylere dikkat etmiyoruz. Bence önemli bir konu vakit ayırıp okumanızı tavsiye ederim. 

Bunları Biliyor Muydunuz...?

KLOZET KAPAĞINI KAPATMAK NEDEN ÖNEMLİ....
TV de kanallarda gezinirken , bu bizim Amerikan asıllı Türk doktorumuz Mehmet Öz' ün programına denk geldim. Tombul Amerikalıların bizim doktora duydukları hayranlık beni şaşırttı ve seyretmeme vesile oldu. İyi ki seyretmişim, bizim Öz programa katılacak olan seyircilerden bir gün önce banyolarında hali hazırda kullandıkları havlu, bone ve diş fırçasından birer örnek aldırmış ve laboratuara göndermiş. Program sırasında bu sonuçları açıkladı. Sonuç inanılmaz. Latince adını şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan X bakterisi, yine Latince adını şimdi hatırlamadığım aslında önemi olmayan Y bakterisi ve yine Latince adını şimdi hatırlamadığım Z bakterisi  ve bunun gibi binlerce bakteri havlularımızda, diş fırçamızda, bonelerimizde, paspasımızda, tavanımızda, duşa kabinimizde, küvetimizde, aynamızda, lamba anahtarımızda, kısacası banyonun her yerinde. Bu nasıl oluyor, peşinden hemen anlattı. Sifonu çektiğimizde su partikülleri şiddetle çarpışıyorlar. Bu şiddet su partiküllerinin klozetin alanının 5 metrelik çevresine hızla dağılmasına sebebiyet veriyor. Bu partiküller beraberlerinde bakterileri de taşıyorlar.

Peki bu bakteriler neler? Tahmin edebildiğiniz gibi dışkı, idrar ve koli basili vs. Yani sifonu çekmeden klozet kapağını kapatmazsanız milyonlarca iğrenç bakteriler banyonun her yerine, havlumuzdan, diş fırçamıza kadar her yere yerleşiyorlar. Sanırım çoğumuz klozet kapağının neye yaradığını şimdi daha iyi anladık!.

(alıntı)

PAYLAŞANIN EKLENTİSİ: Klozet kapağının günün her saatinde ve özellikle gece kapatılmasının bir yararı da; Kent kanalizasyonlarında yaşayan, tüm yağ ve diğer atıkları temizleyerek zaman içerisinde tıkanmalarının önüne geçmek suretiyle çok yararlı işler yapan kanalizasyonların “ÇÖPÇÜLERİ” tabirini kullanacağım “KANALİZASYON FARELERİNİN” atık su borularından klozetlerimize ve oradan da evlerimize girmelerinin  önlenmesi amaçlıdır…

BENİM DİP NOTUM: Çoğumuz her ne kadar kosmopolitan şehirde yaşadığımızı ve bunun olmayacağını düşünse de ne yazık bu kemirgen dostlarımız  kaçıncı katta olursak olalım çıkıyorlar. Bu yüzden ben genelde bir seyahate çıkacağım zaman klozet kapağının üzerine mutlaka bir ağırlık koyuyorum.  Dediğim gibi kaçıncı katta olursak olalım su giderlerimizin borularını kemiriyorlar. Bu tecrübe ile sabit . Daha önce mutfak lavabosunun altında kaçak olmuştu. Tesisatçı'yı çağırdım açıp baktığında kemirgenlerin boruyu baya bir kemirdiğini gördük ve değiştirdik.


Diğer bir konuda yaptığım araştırmada. Sizden önce giren kişi sifonu çektiği anda eğer klozet kapağı kapalı değilse Dr. Öz'ün de dediği gibi bakteriler, 2-5 metre uzağa kadar yayılıyor.Bu durumda,  Tuvalet kağıdını klozetten 5 metre uzağa koymak pek de akıllıca bir iş olmadığı ve dünyanın her yerinde tuvalet kağıdı hemen klozetin dibinde olduğu için, birçok bakteri doğrudan tuvalet kağıdına hapsoluyor.

Eğer siz dışarıda bir tuvalet kullandığınızda klozet üstüne tuvalet kağıdı sererek daha hijyenik olduğunu düşünüyorsanız, aslında siz, olası bakterilere doğrudan temas sağlıyorsunuz. Bu durumu da göz ardı etmemek gerekiyor. Kısacası bazen hijyenik olduğunu düşündüğümüz şeyler bizim için risk teşkil edebiliyor.
Buraya kadar sabredip okuduğunuz için teşekkürler. Hepinize sağlıklar diliyorum.

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-03-15

OMEGA 3 Hakkında Merak Ettikleriniz...

OMEGA 3 Hakkında Merak Ettikleriniz...

 


omega


Büyük küçük herkesin sıklıkla kullandığı Omega-3 hakkında merak ettikleriniz hakkında işte detaylar;

Omega-3 yağları, tıpkı Omega-6 yağları gibi doymamış yağ asitleri grubuna dahil olan yağ asitleridir. Omega-3, insan vücudu tarafından üretilemez, bu yüzden dışarıdan alınması gerekir. Omega-3 ihtiyacı genel olarak anne karnında başlar ve yaşlılık dönemi de dahil olmak üzere her evrede görülür.

Peki Omega-3 alımının faydaları nelerdir?

· Kan trigliseridleri: Omega-3 takviyeleri kan lipitlerini önemli ölçüde azaltır.
· Kanser: Omega-3 bakımından zengin yiyecekler tüketmek ve kolon, prostat ve meme kanseri riskinin azalması arasında ilişki bulunur.
· Karaciğer yağlanması: Omega-3 yağ asidi takviyesi kullanmak, karaciğerinizdeki fazla yağdan kurtulmanıza destek olur.
· Depresyon ve kaygı: Balık yağı gibi omega-3 takviyesi almak, depresyon ve kaygıya dair şikayetleri azaltmaya yardımcıdır.
· İltihap ve ağrı: Omega-3'ler, romatoid artrit gibi bazı hastalıkların belirtilerini hafifletir. Ayrıca adet ağrısını hafifletmede de etkisi görülmüştür.
· Hiperaktivite: Hiperaktivitesi olan çocuklarda, omega-3 takviyeleri farklı türde semptomları önemli ölçüde azaltır.
· Astım: Omega-3'ler çocuklarda ve genç yetişkinlerde astımın önlenmesinde de fayda gösterir.
· Bebek gelişimi: Hamilelik ve emzirme döneminde alınan DHA, bebeğinizin zeka gelişimine ve göz sağlığına önemli ölçüde yarar sağlar.
· Demans: Bazı çalışmalar, daha yüksek oranda omega-3 alımının, Alzheimer hastalığını önlediği ve bunama riskini azalttığını gösterir.
· Kalp hastalıkları için de çeşitli risk faktörlerini de iyileştirir.   

Kimler Omega-3 kullanmalı?

  • Kalp rahatsızlıkları olanlar
  • Okul çağındaki çocuklar
  • Hamileler (doktor kontrolünde)
  • Menopoza girmiş kadınlar
  • Kolesterolü yüksek olanlar
  • Diyabet hastaları
  • Daha sağlıklı yaşlanmak isteyenler
  • 30 yaşını geçmiş kişiler

Omega-3 ile Omega-6 arasındaki fark nedir?


Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.

Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.

Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.

Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar 

En bilindik Omega-3 Deposu Besinler Nelerdir?


Keten tohumu: Omega-3 yağları açısından en zengin kaynak olan keten tohumu, süper gıda olarak kabul edilir. Çoğu zaman öğütülmüş veya yağ yapmak için kullanılan bu küçük tohum kanserle mücadele, şeker isteğini azaltma, kabızlık ile mücadele ve kilo vermeyi hızlandırmada yardımcı olur. 1 çorba kaşığında 2338 mg

Chia tohumu: Yalnızca Omega-3 açısından değil, aynı zamanda vitamin, mineral ve diyet lif açısından da zengin bir yiyecektir. Kalsiyum, protein ve magnezyum yüklü bu tohum tip 2 diyabet riskini azaltır, egzersiz performansını artırır ve ayrıca beyin sağlığı açısından faydalar sağlar. 1 çorba kaşığında 2,457 mg

Avokado: Enerji değeri yüksek bir meyve olan avokado, A ve E vitaminlarinin yanında yüksek oranda B vitamini ve potasyum içerir. Cildin yenilenmesinden, kansere karşı koruyuculuğuna pek çok faydası olan avokado aynı zamanda iyi bir Omega-3 kaynağıdır. 1 porsiyonda (yarım avokado) 110 mg, 1 tam avokado'da 221 mg  

Ceviz: Her türlü harika bir yiyecek olan cevizi ister kendi başına, ister en sevdiğiniz yemeklere ve salatalara ekleyerek tüketin. Ceviz, yalnızca kalp-damar sağlığını desteklemekle kalmaz, aynı zamanda ideal kilonuzu korumanıza da yardımcı olur. Güçlü bir Omega-3 deposudur.
1 porsiyon cevizde (28 g) 2,565 mg veya 100 gramında 9079 mg

Omega-3 Takviyesini kapsül olarak da almanız mümkün. Bunun için doktorunuz ile görüşüp kullanmanızı tavsiye ederim.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-03-02

ARSUZ PAZAR-%100 DOĞAL - %100 ÇİFTÇİ

ARSUZ PAZAR-%100 DOĞAL - %100 ÇİFTÇİ

 

arsuz pazar


Organik ürünlere olan ihtiyacımız ve farkındalığımız günden güne artmakta. Pandemi, hastalıklar, değişen iklim koşulları sebebiyle gittikçe düşen yaşam kalitemiz sebebiyle artık hepimiz daha bilinçli seçimler yapıyor, bilinçli tüketici olabilmek adına daha çok araştırma yapıyoruz.

arsuz pazarMarketlerde, sosyal medyada organik ürün etiketli birçok ürün satılıyor ve tüketicinin artık 'organik' ürüne ulaşabilme imkanı çok daha fazla. Peki gerçekten katkısız, doğal, organik adı altında satılan bu ürünler, reklamı yapıldığı kadar organik oluyor mu?

Bizzat şahit olduğum fabrika yakınlarına kurulmuş çokça sözde organik çiftlik gördüm. Bu insanlar maalesef ne kadar uğraşsa da fabrika yakınlarında kurulan çiftliklerin çoğu bu fabrikaların atıkları sebebiyle kendi topraklarında bulaşa maruz kalmakta.

Benimde son zamanlarda organik etiketiyle 5-10 katına satılan ürünler fayda/fiyat olarak araştırdığım bir konuydu. Derken Hatay'ın Arsuz köyünden kendi yaptıkları ürünleri satan bu çiftçilere rastladım. Kurumsal olmadıklarını ve direk çiftçiden tüketiciye ürün sattıklarını, bu yüzden fiyatları ekonomik tuttuklarını ve amaçlarının tüketicinin organik adı altında doğru ürüne ulaşmalarını istediklerini belirttiler. Ben hem niyet hem fiyat hem de iletişim açısından kendileriyle yaptığım ilk alışverişten çok memnun kaldım ve onlara bu şekilde destek olmak istedim.

Şu anda Instagram üzerinden satış yapıyorlar. Özellikle bal, zeytinyağı ve susam tahinleri çok meşhur.
Ballarının içinde şeker bulunmamakta, bu sebeple donma, bozulma gibi bir durum yaşanmıyor, zaten katkısız ve doğal balın bozulması mümkün değil.

Sizde organik ürünleri yerinden sipariş etmeyi tercih eden biriyseniz muhakkak sayfalarını incelemenizi tavsiye ederim. Tüm ürünlerinin olduğu fiyat listesini sayfalarında bulabilirsiniz. Tek tek DM'den sormaya gerek yok, zaten bu DM'den fiyat bildirmek neden var onu hala anlayabilmiş değilim :)

Yulaf Hakkında Bilmedikleriniz

Yulaf Hakkında Bilmedikleriniz

 

yulaf

Yulafın normalde glutensiz olduğunu biliyor muydunuz? Çölyak hastalarının sadece %1’i yedikten sonra şikayet belirtiyor. Yada yulaf intoleransı olanların şikayet belirtisi oluyor. Değirmende çekilirken diğer buğdaylar ile aynı yerde çekildiği zaman çapraz bulaşma olduğun için glutenli hale geliyor. En ideali taş değirmende çekilendir. Ve bu şekilde tazeliğini 3 ay korumaktadır. Eğer tazeliğini daha uzun süre korumasını istiyorsanız buzdolabında saklamanız tavsiye ediliyor.


Yulaf (Avena), bol nişastalı taneleri (tohumları) için yetiştirilen bir tarım bitkisi. Daha çok hayvan yemi olarak kullanılan bu tahıldan son yıllarda insanların beslenmesinde de yararlanıyor. 

Yulafın beyaz, siyah, sarı, kırmızı ya da boz tohumlu, kısa ya da uzun saplı pek çok çeşidi vardır. Tarım uzmanlarının uzun yıllardır sürdürdükleri çalışmalarla değişik iklim ve toprak koşullarına uygun yulaf çeşitleri geliştirilmiştir. 

Yulaf bol miktarda nişasta ile protein, vitamin ve mineral içermektedir. Demir, selenyum, bakır, potasyum, folat, magnezyum, fosfor, kalsiyum, omega 3 ve omega 6 yağ asitleri, E ve B vitaminleri ve tabii ki lif açısından çok zengindir. Yulaf unundan hazırlanan hamur gluten içermediği için buğday unu gibi kabarmadığından ekmek yapımında kullanılmazdı. Ancak son yıllarda gluten alerjisi olanlar ekmek yapımında da Yulaf unu kullanmakta. Yulaf unundan daha çok lapa ya da gözleme gibi yiyecekler yapılır; taneleri ise özellikle kahvaltı için hazırlanan, besleyici değeri yüksek tahıl karışımlarına katılır. Yulaf eskiden buğdayın pahalı olduğu dönemlerde onun yerini almıştır. Bugün de kuzey ülkelerinde yulafın gıda ürünleri arasında küçümsenmeyecek bir yeri vardır. 

Peki Her Gün Yulaf Tüketirsek Vücudumuz da Ne Değişir?


1. Cildiniz çok daha sağlıklı olur, ışıldar ve nemini korur; egzama veya tahriş gibi enflamatuar cilt rahatsızlıklarının tedavisi için idealdir ve ayrıca sağlıklı bir cildi destekler. 

2. Kaslarınıza giden protein miktarı artar; 8 Yemek Kaşığı ya da bir porsiyon yulaf ezmesi, vücudunuzun günlük protein ihtiyacının %15'ini karşılar. Bunun yanında E vitamini, antioksidanlar, kas liflerini yenileyen glutamin alımını da sağlar.

3. Yulaf antioksidan bakımından çok zengindir, bunlardan biri 'avenanthramide' maddesidir; bu madde kaşıntıya, şişiklere ve kan basıncına iyi gelir. Ayrıca kandaki şekeri düşüren beta-glukan da vardır. Tüm bu maddelerin etkisi ise C Vitamini ile daha da zenginleşir, işte bu yüzden kahvaltıda yulaf ve portakal suyu tercih etmek çok sağlıklı bir seçimdir.

4. Yulaf size enerji verir; Yulaf ezmesi karbonhidrat bakımından zengindir ve vücuda enerji sağlar. Ayrıca sizi tok da tutacaktır.

5. Kilo vermenize yardımcı olur; düzenli olarak yulaf tüketmek, metabolizmanın hızlanmasına böylece kilo vermenize destek olur. Kahvaltıda düzenli olarak yulaf tüketmek, gün içinde fazla kalori alımını da önleyecektir. Yulafın içindeki yavaş karbonhidratlar ayrıca damak tadımızı düzenler, anksiyeteyi azaltır ve kan şekerini dengeler. İçinde bulundurduğu besin değeri sayesinde metabolizma hızlanır, yağ ve zararlı madde tutumu azalır. 

6. Kolesterol seviyesini düşürür; yulafın içindeki beta-glukan lifi, vücudun kolesterol seviyesini düşürür. Linoleik asit ve çözünebilir lifler, kandaki kötü kolesterolü ve trigliserit seviyesini düşürür, damar duvarlarında kalan yağ kalıntılarını temizler.

7. Kalp ve damar hastalıkları riskinizi düşürür; yulafta bulunan sağlıklı yağlar kalp hücresi sağlığını ve dolaşım sistemini destekler. Ayrıca yine içinde bulundurduğu antioksidanlar sayesinde damar içindeki kötü birikintilerin yaptığı hasar olasılığını azaltır.

8. Düzenli yulaf tüketmek ayrıca sindirim sisteminin de dostudur; uzmanlar günlük 25 - 35 gram arasında lifli beslenmenin sindirim sistemine olan faydası konusunda hemfikirler. Yulaf ise günlük lif ihtiyacımızın hemen hemen hepsini karşılayabilecek bir besindir.

Yulaf için en popüler tarif kahvaltı için ev yapımı Granola olacaktır sanırım. Haydi buyrun tarife 😊

Ev Yapımı Granola

Malzemeler;

  • 2 su bardağı yulaf ezmesi
  • 1 çay bardağı ceviz içi
  • 3 yemek kaşığı çiğ kaju 
  • 1 çay bardağı çiğ badem
  • 1 çay bardağı çiğ fındık
  • 5 yemek kaşığı vişne kurusu
  • 1 çay bardağı kuru üzüm (çekirdeksiz)
  • 5 yemek kaşığı dut kurusu
  • 5 yemek kaşığı kabak çekirdeği
  • 3 yemek kaşığı bal
  • 1/2 su bardağı keçiboynuzu pekmezi

Hazırlanışı;

Ceviz içi, fındık, badem ve kajuyu rondo'da iri parçacıklar olacak kadar çekin. İri parçaladığınız kuru yemişleri bir kabın içine alın. Üzerine yulaf, bal, pekmez, ve kabak çekirdeğini ekleyerek güzelce karıştırın. Yağlı kağıt serili fırın tepsisinin üzerine ince bir tabaka halinde yayın. 180 °'de önceden ısıtılmış fırında 10 dakika kadar pişirin. 10 dakikanın sonunda çıkarıp spatula ya da tahta kaşık yardımıyla iyice karıştırın.Aynı işlemi bir kez daha tekrarlayın ve 5 dakika daha pişirin. Çıkarıp karıştırarak oda sıcaklığında dinlendirin. Dinlendikten sonra içine kuru üzüm, dut kurusu ve vişne kurusunu ilave edin. Granolanız soğudukça katılaşacaktır. Bu nedenle elinizle mutlaka parçalar haline gelecek şekilde kırın.

Bir kavanozun içinde saklayabileceğiniz, sabah kahvaltılarında afiyetle tüketebileceğiniz granolanız hazır. Afiyet olsun. 😊


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-02-16

Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?

Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?

tatlandırıcılar




Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?


Diyet yapanların yaptığı en büyük yanlışı şeker yerine tatlandırıcı kullanmaktır. Sağlıklı beslenenlerin içeceklerine tatlandırıcı eklemesine kesinlikle gerek yok.

Tatlandırıcı adı üzerinde sadece tat veren demek.  

Şişmanlık probleminiz varsa ve kilo vermek istiyorsanız bu sadece tatlandırıcı ile çözülebilecek bir sorun olmadığı gibi şeker yerine çayları tatlandırmak için 1 tatlı kaşığı bal kullanmak hem doğal hem de çok kalori sağlamaz. Fazla tatlandırıcı kullanmakta kan şekeri üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Bu nedenle hiç kullanmak en doğrusu olacaktır. 

Tatlandırıcıların yaptığı etkileri biliyor musunuz..!?


1. Sakarin: 

Çay şekerinden 300-400 kat fazla tatlıdır. Epitel dokuda yapısal değişikliklere neden olur. Gebelikte bebeğe geçrek birikme yaptığı için kullanımı yasaktır.

2. Aspartam: 

Çay şekerinden 180 kat fazla tatlı olduğu için düşük dozda kullanımın enerji verimine katkısı yoktur. 50 mg/kg/gün güvenilir aspartam kullanma dozajıdır.

3. Sorbitol: 

Şeker alkolü'dür. Doğal olarak sebze ve meyvelerde bulunur. Günde 30 gramdan fazla alımı hazımsızlık, gaz ve ishale neden olabilir. Şeker hastalarında kan şekerinin hızla yükselmesine neden olmaktadır.

4. Maltitol: 

Kristal yapıda bir şeker alkolüdür. Şekersiz çikolata ve çiklet yapımında diş çürüklerini önlemek için kullanılır. Katkı maddesi olarak E 965(maltitol) veya E 965 (maltitol şurubu) isimleriyle bilinir ve sükroz ile aynı hacme sahip olduğu için kesin olarak hacim veya yük tatlandırıcı olarak bilinir. Dikkat edin! Maltitol müshil bir etkisi vardır, bu yüzden Norveç ve Avustralya'da bu gıda takviyesi içeren ürünlerin ambalajında ​​bir uyarı notu vardır.  

5. Erititol: 

Düşük kalorili tatlandırıcıdır. Kolay emilir ve metabolize olmadan idrarla atılır. Sağlık üzerinde sorun yaratmaz.

6. Laktitol: 

Bir başka şeker alkolüdür. Besin endüstrisinde ciklet yapımında kullanılır.

7. Asesulfam Potasyum: 

Şekerden 130-200 kat daha fazla tatlıdır. Kansirojenik veya mutajenik etkileri olduğu ortaya çıkmıştır.

8. Siklamat: 

Şekerden 30 kat tatlıdır. Aşırı doz kullanımı dışkı yumuşaması veya ishale neden olmaktadır. Erkek farelerde yapılan çalışmalarda testislerde atrofiye neden olduğu bildirilmiştir. Yine başka çalışmada mesane tümörleri geliştiği tespit edilmiştir. 

9. Diyabetli Maltitol: 

Bu tatlandırıcı, mısır veya şekerde bulunan bir madde olan nişastadan yapılır. Sükroz tatlılığını anımsatan% 90'lık tatlı bir tadı vardır. 

10. Stevya: 

Sonuçta tüm diğer tatlandırıcılar gibi beynin tokluk merkezini baskılar; leptin ve insülin direncine neden olarak, obezite ve metabolik hastalıklara zemin hazırlar. Normal glikoz ve fruktozdan bin kat daha tatlı bileşikler içeren stevya doğal bir tatlandırıcı olmasına rağmen tüketilmemelidir. 

Doğal olduğunu düşündüğümüz doğal tatlandırıcılar işlendiği zaman içine mix ürünler ilave olduğu için doğallığı bozulmaktadır. Her zaman yapay tatlandırılardan uzak durup doğal olanları tüketmek sağlığımız açısından en doğrusu olacaktır.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-02-03

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?



market alışverişi

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?


Ve işte o önemli soru ile karşınızdayım. Günlük yaşantımızda tükettiğimiz şeylerin doğru olduğunu düşünsekte, doğru bildiğimiz yanlışlar olduğunu söylesem size ne düşünürsünüz..!? Bu makalemde sizlere işlenmiş gıdaların ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Bazen doğal olduğunu düşünerek tükettiğimiz ürünler ne yazık doğal değiller. 

Peki bunu nasıl ayırt edeceğiz size bundan bahsedeyim.

İşlenmiş Gıda Ne Demek?

Uluslararası Gıda Bilgi Konseyi işlenmiş gıdayı, orijinal biçiminden değiştirilmiş bir besin olarak tanımlıyor. Isıtma, pastörizasyon, konserve ve kurutma işlemlerinin tümü bu tanıma tabi kabul edilir. Bazı tanımlar soğutmayı bile içerir. Dolayısıyla, doğrudan bir ağaçtan elma koparmazsak veya doğrudan bir inekten süt içmezsek, yediğimiz yiyeceklerin büyük çoğunluğu teknik olarak işlenmiş oluyor. Yapılan araştırmalar, özellikle obezite ve kanser riski de dahil olmak üzere sağlık sorunlarına neden olarak ultra işlenmiş gıdaları ortaya koyuyor.

Hazır kekler ve ekmekler, paketlenmiş tüm atıştırmalıklar, çikolata, cipsler ve gazlı içecekler aşırı işlenmiş yiyecekler olarak sınıflandırılıyor. Hazır köfteler, hazır tavuk ve balık köfteleri, hazır çorbalar, donmuş yiyecekler de aşırı işlenmiş gıdalar arasında yer alıyor. “Beş veya daha fazla bileşen içeren endüstriyel formülasyonlar” olarak tanımlanan ürünler ultra işlenmiş gıdalar olarak kabul ediliyor. 

İşlenmiş gıdaları akılda canlandırmanın en iyi yolu onları az işlenmiş ve ileri işlenmişe kadar bir ölçek üzerinde düşünmektir. Zira, yiyeceğin nasıl hazırlandığı sağlık üzerindeki faydaları bakımından büyük bir fark yaratabilir. Son çalışmalar, çok fazla ileri işlenmiş veya ‘ultra işlenmiş’ gıda tüketmenin kalp hastalıkları ile bağlantılı olduğunu ve günde dört veya daha fazla porsiyon yemenin herhangi bir nedene bağlı ölüm riskini %63 oranında artırabileceğini ortaya koymuştur. 

Bazı işlenmiş gıdalar, tadının yoğunlaşması için tuz veya şeker ilavesi ya da raf ömrünü uzatmak için kimyasal madde ilavesi gibi ekstra malzemelerin eklenmesi dolayısıyla daha sağlıksız sayılırlar.

Orta işlenmiş gıdalara genellikle tuz, şeker, baharat ve yağ gibi çeşitli malzemeler eklenmiştir. 

Tipik gıda işleme üç aşamada gerçekleşir. Bu üç aşamayı anlamak çok önemlidir, çünkü bir yemeğin ne kadar işlenmiş olduğunu ve standartlarınızın ne olduğunu bağımsız olarak belirlemenize yardımcı olabilir.

Birincil Aşama: 

“İşleme” nin ilk aşaması, gıdanın yenilebilir olduğundan emin olmayı içerir. Tahıl hasat etmek, kabuklu yemişler ve kesim tavukları birincil işleme olarak kabul edilir. Sadece bu işleme aşamasından geçen gıdalar hala “işlenmemiş” gıdalar olarak kabul edilir. 

İkincil aşama: 

İkincil adımlar daha karmaşık, bitmiş, “işlenmiş” bir ürün haline getirir. Buna pişirme, dondurma, pastörizasyon ve konserve de dahildir. 

Üçüncü Aşama:

Ultra işlenmiş yiyecekler, üreticilerin gıdalara tat vermesi, şeker, yağ ve kimyasal koruyucu madde enjekte etmesi durumudur.

İşlenmiş gıdalar içinde en çok merak edilenlerden biri makarnadır. Makarna, ev tipinden ultra işlenmişe kadar farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Son yıllarda giderek popülerleşen, kendine has paketlerde satılan ve üzerine sıcak suyu dökerek hızlıca tüketilebilen hazır makarnalar, ultra işlenmiştir. Tam buğday veya durum buğdayından yapılan klasik makarnalar ise - içine yağ ve şeker katılmaması şartı ile - minimal / az işlenmiş gruba dahildir. Büyüklerimizden öğrendiğimiz ev yapımı tam buğdaydan yapılmış erişteler, ev versiyonu dediğimiz grupta yer alır. 

Bununla birlikte, market raflarında, ev yapımına yakın makarnaların sayısı da giderek artmaktadır. Üreticilerin, içeriklerini ne kadar doğru yansıttığı düşünebilirsiniz, ancak belli kalite standartlarına sahip ürünlerin, içeriklerini daha doğru yansıttığını düşünebiliriz. İşlenme derecesini, ürünün etiketini okuyarak anlayabilirsiniz; aşırı işlenmiş ürünlerin daha kalabalık bir "içindekiler" listesi vardır. Yağ, şeker ilavesi varsa, o makarna, ultra işlenmiş hale gelmiş demektir. 

Etikette bulunan uzun bir bileşen listesi, ultra işlenmiş bir yiyeceği tanımanızın en kolay yoludur. Bunun Amerikan diyetinde ne kadar yaygın olduğunu inceleyen 2016 araştırması, onlara "tuz, şeker, yağlar ve yağların yanı sıra, mutfak hazırlıklarında kullanılmayan maddeleri içeren" formülasyonlar adını vermektedir. 

Diğer bir yanlış düşünce, diyet ürünlerin hepsinin sağlıklı olduğunun düşünülmesi. Mesela yapay tatlandırıcılar en büyük yapılan yanlıştır. Örneğin doğal tatlandırıcı olduğunu düşündüğünüz bir madde ürün içine girdiğinde işlem görmekte ve içine diğer tatlandırıcılar ilave edilmektedir. Buda onun doğal üründen çıkarak yapay ürün haline yani işlenmiş ürün haline dönüştürmektedir. 

Sonuç olarak evde yemek yapmak, tükettiğiniz ultra işlenmiş miktarını azaltmak için önemli gelişmedir. Evde yapabileceğimiz ürünleri dışarıdan hazır almamayı tercih ederek sağlığımızı korumalıyız.

Alışverişe tok karnına çıkmak midenizle değil aklınızla düşünmenizi ve doğru seçimler yapmanızı sağlar. Bu yüzden, bir dahaki sefere markete gitmeden önce bir alışveriş listesi hazırlamak ve gıdaların etiketini okuyarak almak size doğru karar vermekte yardımcı olabilir. 

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-01-23

Uzak Durmamız Gereken 11 Gıda Katkı Maddesi!!!

Uzak Durmamız Gereken 11 Gıda Katkı Maddesi!!!





gıda katkı maddeleri


Bir Çoğumuz aldığımız ürünlerin üzerindeki etiketleri ne yazık ki okumuyor. Peki bu etiketler bize ne anlatıyor. Paketli gıdalar da o kadar çok katkı maddesi var ki bunların hiç birini bilmeden tüketiyoruz.

Gıdaların üzerinde “Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” 
anlamına gelmiyor ne yazık ki Örneğin: “Hiçbir koruyucu madde içermez” diye etiketlenen hazır 
çorbalarda MSG (Mono Sodyum Glutamat) adlı lezzet arttırıcı katkı maddesi bulunuyor. Halk arasında MSG Çin tuzu olarak biliniyor.

Bu katkı maddelerinin bir çoğu Gıda ambalajları üzerinde kodlar ile simgelendiriliyor. Kesinlikle bunların hepsi sağlık açısından zararlı hatta bazıları çok daha zararlı.

Bunların içinde kesinlikle dikkat etmemiz gereken 10 katı maddesi nedir? Size onlardan bahsedeyim.

1.Monosodyum Glutamat (MSG) ya da: E621

MSG lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin, hücreleri aşırı uyarır. Bu da hücrelerin 
zarar görmesine ve ölmesine neden olur.

Yol açtığı hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı  olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, sara (epilepsi), retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı), yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, ensülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar yaratır. Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Piyasada tüm cipslerde MSG var; hatta güvenli ve doğal olduğunu iddia edenlerde bile. Uzakdoğu yemeklerinde (Çin ve Japon mutfağı) çoğu soya sosunda, hazır çorbalarda, hazır soslarda, hazır gıdaların hemen hepsinde, gofretlerde, bazı katı yağlarda yaygın olarak kullanılıyor.

Etiketlerde glutamin, glutamat, MSG ve monosodyum glutamat olarak yer alan bu zehir, tatlı-tuzlu her türlü yiyeceğin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bolca kullanılıyor. Tehlikeleri halk tarafından bilinmeye başladığından beri bazı üreticiler etikette E621 yazarak gerçeği saklama yoluna gidiyor.

2. Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu: F85

Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur. Hipertansiyon, kanda ürik asit seviyesinde artış, böbrek taşı, gut ve kanser gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır.  
Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.
 

3. Glikoz Şurubu: G37

Glikoz şurubu ise mısır nişastasından elde edilmektedir. Glikoz şekerinin, dekstroz, maltoz, maltotrioz ve yüksek şekerlerin belirli oranlarda karıştırılmış halidir.1 gramı yaklaşık 4 kkal’dir ve boş enerji kaynağıdır. Mısır nişastasından elde edildiği için mısır şurubu veya nişasta bazlı şeker (NBŞ) olarak da adlandırılır.

Glikoz şurubu gıdalarda, tatlandırma, yumuşatma, hacim kazandırma, kristalleşmeyi önleme, nem tutma gibi özellikleri için kullanılmaktadır.   

Glikoz şurubu, Kolalı-gazlı içecekler, Hazır sebze suları, Şekerlemeler, Çikolata, gofretler ve barlar, Dondurma çeşitleri, Kek, kurabiye, bisküvi gibi hamur işleri, reçel, marmelat, krem çikolata ve ezmeler, Bebek mamaları, Sütlü tatlılar, şerbetli tatlılar, Mayonez ve salata sosları, Salamuralar, işlenmiş hazır gıdalar.

Glikoz şurubu kullanılarak üretilmiş hazır gıdaları tükettiğimizde, ilk önce vücudumuzun şeker dengesi bozulur. Devamında hormon dengesi zarar görür ve ileriye doğru kansere yol açabilmektedir. Araştırmalara göre, glikoz şurubu kanserli hücreleri beslemektedir. 

Astıma, multi sikleroza sebep olur. Karaciğeri büyüten etkisi tespit edilmiştir. İnsülin dengesini alt üst ederek çok fazla yağ depolanmasının ve aşırı kilo alımının sorumlusudur. Böbreklere de olumsuz etkileri saptanmıştır. Taş oluşmasına sebep olmakla kalmayıp, patolojik değişikliklerin meydana gelmesine etkendir. Böbrek yetmezliğinden sorumlu tutulmaktadır. Alzheimer hastalığı riskini artırır. Östrojen ve testosteron gibi hormonların salgılanma miktarını artırabileceği savunulmaktadır. Bakır ve krom eksikliği başta olmak üzere vücudun mineral dengesini bozabilir. Karaciğer ile yağ sentezine katılarak, kalp-damar hastalıklarının oluşmasına katkı sağlar. 

Glikoz şurubu ambalajlı ürünlerin etiketinde, içindekiler kısmında aşağıdaki isimlerle karşımıza çıkabilir.
G37 – Glikoz Şurubu (DE-37)
G40 – Glikoz Şurubu (DE-40)
G58 – Glikoz Şurubu (DE-60)
G95 – Glikoz Şurubu (DE min 97)
M50 – Yüksek Maltoz Şurubu
M38 – Maltoz Şurubu
Yüksek Fruktozlu Glikoz Şurubu (HFCS) 

4. Aspartam (Nutrasweet ve Equal olarak da biliniyor): E951

Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.
Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.

Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde ve ilaçlar da kullanılıyor.

5. Trans Yağ: 

Trans yağlar ya da trans yağ asitleri, doymamış yağ grubunda yer alır. Trans yağlar hayvan vücudunda doğal olarak üretilebileceği gibi endüstriyel yollarla da üretilebilir. Doğal yolla üretilen trans yağlar, bazı hayvanların sindirim sistemindeki bakterilerce sentezlenir ve bu hayvanlardan yapılan hayvansal gıdalarda az miktarda trans yağ bulunabilir. Süt ürünlerde bulunan toplam yağın yaklaşık %2-8'ini trans yağlar oluştururken et çeşitlerinde bu oran %3-9 arasındadır. Doğal yollarla üretilen ve hayvansal gıdalardan alınan trans yağ az miktardadır ve sağlık açısından ciddi bir risk oluşturmaz. Yapay yolla üretilen trans yağlar, sıvı haldeki bitkisel yağların hidrojenle doyurularak daha katı hale gelmesiyle elde edilir.  

Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme 
riskini ciddi ölçüde arttırır.

Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, ensülin direncini arttırır, Tip 2 diyabet gelişimi için risk oluşturan bir durumdur. karaciğeri ve üreme 
sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini 
bozar. Hücre zarına da zarar verir.

Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, ekmek, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, dondurma, Patates kızartması, çıtır tavuk gibi fast foodlar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur. Ayrıca bir çok restorant daha ucuz olduğu için bu yağı kullanmakta. 

Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ 
içerdiğidir.
 

6. Sodyum Sülfit: E250

Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi olarak bilinir. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur.

Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor.
Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.

Sodyum Sülfit ambalajlı ürünlerin etiketinde, içindekiler kısmında aşağıdaki isimlerle karşımıza çıkabilir: E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 

7. Sodyum Nitrat/ Sodyum Nitrit: E250 / E251

Bu raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş gıdaların bir başka vazgeçilmezi. Değişik kanser türleriyle bağlantısı var. Kullanım alanları ve zararları sodyum sülfit ile benzerlik taşıyor. Nitrat ve nitrit ürünün çeşidine göre farklı baharatların eklenmesi ürünün renk, doku, tat, aroma ve lezzet gibi özelliklerinin iyileştirilmesi ve dayanıklılığının arttırılması, ayrıca etlerde kötü koku oluşmasını engellemek amacıyla kullanılmaktadır. Temel bir katkı maddesi olan nitrit, et ürünlerinde karakteristik kürlenmiş et renginin, lezzet ve doku özelliklerinin geliştirilmesi ve özellikle Clostridium botulinum başta olmak üzere hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmaların öldürülmesi ve oksijen ile oluşan acılaşmanın engellenmesi için uzun yıllardır kullanılmaktadır. Ete katılan katkı maddeleri insan sağlığı açısından gıdalara izin verildiği miktarda ilave edilmelidir. İşlenmiş et ürünlerinde bulunan nitrat ve nitrit gibi katkı maddeleri özellikle izin verilen dozun üzerinde kullanıldığında ve dolayısıyla bu dozda tüketildiğinde; kansere, hafıza kaybına ve beyinlerinde hasara neden olabilirler. 

Tüketiciler, öğünlerden önce C ve E vitaminleri gibi koruyucu antioksidan kullanarak sodyum nitritin kanser oluşturma etkisini azaltmaya yardımcı olabilirler. Ancak, bilinen bir gerçektir ki vitaminler %100 koruyucu olamazlar. Bunun yanında çaresiz ve bilgisiz durumda olan tüketiciyi böyle bir riskle karşıkarşıya getirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır .

8. Sülfür Dioksit: SO2

Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasak. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince çiğ gıdadan çıkarmışlar.

Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur. Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

9. Potasyum Bromat: E924

Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor, ayrıca az miktarlar da bile insanlarda tehlikeli olabileceği saptanmıştır. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir. Türk Gıda Kodeksi’nde yasaklı olan kanserojen “benzoil peroksit” ve “potasyum bromat” maddeleri unlu mamullerde kaçak olarak ne yazık ki kullanılmaya devam ediyor.

Bazı un üreticiler, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor. 

Bu kimyasalın aldığınız ekmek de olup olmadığını anlamak için ekmeğe çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyorsa, mutlaka kullanılmış demektir. Bu nedenle Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var. 

10. BHA ve BHT:

Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT) adlı koruyucu maddeler , beyninizin sinir ağını etkiliyor, davranış değişikliklerini ve kanseri tetikliyor.

Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılıyor. Tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır.
 

11. Gıda Boyaları:

Yaygın olarak gıdalarda gıda boyası kullanılmakta. Yapay gıda boyaları çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Sayıları o kadar çok ki 
her birinin zararlarını burada yazmak inanın çok zor sanırım sayfalarca sürer. Sakarya Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada gıda boyasının fazla doz alımında DNA hasarına neden olduğu saptandı.

Size midenizi bulandıracak bir örnek verecek olursam. Carmine (E120) adında bir gıda boyası var. 
Özellikle salam sucuk ve sosislerin canlı, kırmızı rengini vermekte kullanılıyor. Ev yapımı  sucukların kahverengi olmasına karşın hazır sucukların o iştah açıcı görüntüsünü sağlıyor. Bu boya, bir çeşit bitten elde ediliyor. Şeker ve çikolata üretiminde tekstil boyaları kullanan firmalar bile var.

Tükettiğiniz gıdaların ambalaj etiketlerinde:
  • Sunset yellow (E110)
  • Tartrazin ( E102)
  • Karmoisine (E122)
  • Panceau (E124)
  • Quinoline (E104)
  • Allura red (E129)
  • Sodyum Benzoat (E211)
gibi katkı maddeleri içerdiğini görüyorsanız dikkatli olun derim.

Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez ve hardalda bu tür boyalar bulunuyor.

Bundan sonrasında etiketleri daha iyi okuyup bu ürünlerden umarım uzak durursunuz. 

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-01-16

Besin Mayası Nedir?

Besin Mayası Nedir?







Besin Mayası Nedir?


Vegan diyetlerinin vazgeçilmezi olan besin mayası son dönemlerde oldukça popüler bir besin haline geldi.
Mutlaka siz de besin mayasına aşinasınızdır ama ben size biraz daha detaylı bilgi aktarmak istiyorum.
Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, ‘Saccharomyces cerevisiae’ olarak bilinen maya türünün inaktif halidir.


Eski çağlardan beri ekmek yapımında da kullanılan en önemli maya türüdür.
Yetişmek için vitaminler, karbon, fosfat, biotin ve çeşitli minerallere ihtiyaç duymaktadır.
O yüzden vitamin ve mineral bakımından zengin şeker kaynakları üzerinden (pekmez)
yetiştirilir.
Mayanın çoğalmasını sağlamak için alkolik üretim yerine oksijen sağlanarak aerobik
(oksijenli solunum) koşulları oluşturulur.
Çapraz bulaşmayı engellemek ve kaliteli bir ürün elde edebilmek için üretim tamamen
kontrollü bir ortamda gerçekleşir.

Büyüme süresinin sonunda, inaktif hale getirilmek için pastörize işlemden geçer ve kurutulur.
Isı ile etkisiz hale getirilen maya artık yüksek miktarda
B kompleks vitaminleri, mineraller ve gerekli elementleri içeren bir besine dönüşmüştür.
Maya aktif halde olmadığı için insan tüketimine uygundur.


Besin mayasının tadı tuzludur ve peynire benzer.
Tadı net bir şekilde tanımlanamayan ve ‘umami’ olarak isimlendirilen grupta bulunmaktadır.
Toz halinde ve granül halinde satılmaktadır.
Besin mayası zengin vitamin, mineral, aminoasit ve antioksidan kaynağıdır.
Her çeşit beslenme tarzına sahip insanlar tarafından tercih edilebilir ve kullanılabilir.
Özellikle B vitamini ve ‘esansiyel aminoasit’ denilen dışarıdan almak zorunda
olduğumuz aminoasitleri içermektedir.


Besin mayası B vitaminlerinden (B1, B2, B3, B5, B6, B12)
özellikle B6 ve B12’den zengindir.
Bu vitaminlerden B12 vitamini yalnızca hayvansal kaynaklarda bulunur.
Bu vitaminlerin eksikliği sonucunda kan hücrelerinin oluşumunda azalma
ve sinir sistemi rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunları görülebilir.


Besin mayası antioksidan özelliğe sahiptir. İçeriğindeki güçlü antioksidanlar sayesinde
ağır metallerin ve serbest radikallerin sebep olduğu hasarlara karşı vücudu koruyor
ve toksinlerden uzaklaştırıyor.
Ayrıca besin mayası içeriğinde bir tür karbonhidrat olan beta glukan bulundurur.
Beta glukan ile ilgili yapılan çalışmalarda, beta glukanın kalp sağlığını koruma,
kan şekerini düzenleme, kolestrol seviyelerini düşürme ve bağışıklık sisteminin
güçlenmesine katkı sağladıkları bildirilmiştir.
Yüksek oranda protein, lif, çinko, folik asit içerir. Biotin kaynağıdır.
Katkı maddesi içermez, gluten içermez, ilave şeker içermez.


Besin mayası doğrudan besin olarak veya besin içeriğini zenginleştirmek için
ek olarak da kullanılabilir. Peynirimsi bir tada sahiptir.
Bir servis miktarı 1 yemek kaşığıdır (5 gram).
Makarnalara, çorbalara, salatalara, sıcak yemeklere, patlamış mısır gibi atıştırmalıklara
ya da çeşitli tariflere eklenerek peynirimsi bir tat elde edilebilir.


Besin Değerleri;

1 yemek kaşığı (9g) besin mayası şunları içerir;

  • Kalori: 34 kcal
  • Yağ: 0 gram
  • Sodyum: 25 mg
  • Karbonhidratlar: 3 gram
  • Lif: 2 gram
  • Protein: 5g


Unutmayalım ki tam besin değerleri markalar arasında değişiklik gösterir,
bu nedenle ihtiyaçlarınızı karşılayan çeşitliliği bulmak için daima etiketleri okuyun.


ÖNEMLİ NOT: Maya, fırınlanmış ürünler ve ekmekler başta olmak üzere birçok
gıdada bulunur.

Beslenme mayası çoğu insan için güvenli olmakla birlikte, mayaya alerjisi olanların
tüketmemeleri gerekir. Mutlaka tüketmeden önce doktorunuza danışınız...!


Besin Mayası için makarna tarifini de buraya bırakıyorum..


Porsiyon: Altı ila sekiz porsiyon arası
Pişirme süresi: 20 dakika
Hazırlık süresi: beş dakika
Malzemeler;

  • 1 su bardağı besin mayası
  • 1/3 bardak zeytinyağı
  • 1/2 su bardağı beyaz veya buğday unu
  • (Eğer glutensiz makarna yapıyorsanız karabuğday unu)
  • 1 yemek kaşığı tuz
  • 1 çorba kaşığı sarımsak tozu
  • 3 su bardağı soya sütü
  • 1 paket makarna


Yapılışı;
Kaynamış suya makarnayı ilave edin ve pişirip, süzün.
Ayrı bir sos tavasında zeytinyağı'nı ve unu hızlıca karıştırın.
Soya sütü, tuz ve sarımsak tozunu eklerken karıştırmaya devam edin.
Karışım kalınlaşana ve yuvarlanıncaya kadar pişirin. Ve karıştırmaya devam edin, ardından
besin mayasını ekleyin. Sonra ocaktan alın.Makarna üzerine "peynir" sosu dökün.
Karıştırın ve servis yapın.


Afiyet Olsun...


Sosa biraz daha lezzet katmak için, soya sosu veya hardal veya karabiber ekleyebilirsiniz.
Daha kalın bir sos için daha fazla un, daha ince bir sos için daha fazla su ekleyin.
Bu sosun buzdolabı ömrü ne yazık ki yok, bu yüzden aynı gün kullanmanız önerilir.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden