Unutmadan Söylemeliyim: Beslenme
Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beslenme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2021-06-10

Melisa Çayı

Melisa Çayı

 

melisa çayı

Melisa Çayı

Son yılların popüler bitki çaylarından biri. Benim de uzun süredir tükettiğim bir çay, ancak benim bahçemde Limonlu Melisa Çayı mevcut. Her yaz kış için kurutup kullanıyorum. Hemen aklınıza gelen soru bu çayın bir faydası olup olmadığı, kesinlikle çok faydası var diyebilirim.  Melisa çayı kovan otu ya da limon nanesi gibi farklı isimlerle de anıldığı için belki sizde bu çayı daha önce tüketmiş olabilirsiniz. Günde bir fincan Melisa çayı içerek ruhunuzu dinlendirip, sakinleştirici özelliğinden yararlanabilirsiniz. Peki Melisa çayı nasıl demlenir Ve faydaları nelerdir? İşte sizin için hazırladığım makalem.

Melisa özellikle bitki çayı severler için çok iyi bir seçenektir. Melisa bitkisinin yapraklarından elde edilen bu çay insan sağlığı için oldukça faydalıdır. Melisa çayı, sedatif etkisi nedeniyle insanları rahatlattığı ve ruhsal huzur verdiği bilinmektedir. Melisa bitkisi sinirsel kökenli çarpıntılarda, hafif depresyon, sıkıntı ve streste rahatlatıcı rol oynamaktadır.. Günde 1-2 fincan melisa çayı içerek bu faydalarından yararlanabilirsiniz.


MELİSA ÇAYI FAYDALARI

Melisa çayı hem ruhsal hem bedensel rahatsızlıklara iyi geldiği için faydası birçok bitki çayının faydalarının toplamına eşittir. 
- Uçuk, yara, sinek ısırığı ve kızarıklık gibi basit cilt problemlerini iyileştir.
- Çayı içildikten sonra kişiyi sakinleştirebilir.
- Sindirim ve boşaltım sistemine de ciddi faydalar sağlar. Karın-mide ağrısı ve ishalin tedavisine yardımcı olur. 
- Gaz sancısı çekenler tarafından tüketildiğinde ağrıları giderebilir.
- Huzurlu bir ruh haline kavuşturabilir.
- Geceleri bir fincan melisa çayı tüketmek, kişiyi rahatlatabilir ve uykuya hazırlayabilir.

- Konsantrasyon artırıcı etkisi bulunduğu için hafızayı güçlendirebilir.
- Doğal ağrı kesici özelliği bulundurur.
- Maske olarak cilde uygulandığı zaman güneşin olumsuz etkilerine karşı korur.
- Cilt lekelerini onarmanıza yardımcı olabilir.
- Cilt ya da saç derisinde oluşabilen egzama, mantar gibi birçok soruna çözümdür. Antiseptik özellikleri sayesinde bunlarla savaşır.
- Gözeneklerin temizlenmesini, ciltte nem dengesinin sağlanmasını kolaylaştırır.
- Sivilce oluşumları en aza indirir.
Böcek ve sinek ısırıklarına karşı etkilidir.
- Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltır.

- Kaşıntı ve kızarıklıkların hızlı geçmesini sağlar.
- Stres gerginlik, depresyon gibi sorunların geçmesini sağlar.
- Grip, nezle gibi hastalıkların hızla iyileşmesini sağlar.
- Yüksek tansiyon problemi yaşayanlara iyi gelir.
- Kalp ve damar hastalığına yakalanma riskini azaltır.
- Antiseptik (mikrop kırıcı) özelliği bulunmaktadır.
- Vücudu kuvvetlendirerek bitkinlik ve halsizlikleri giderir.
- Hazmı kolaylaştırır.
- İçerdiği yağ yakıcı moleküller sayesinde kilo almayı engelleyen melisa çayı diyetisyenler tarafından önerilen bir çay türüdür. Fakat burada dikkat edilmesi gereken melisa çayı zayıflatır diye günde 3 fincan ya da daha fazla tüketim yapmamaktır.
Bitki çaylarının fazlası oldukça zararlıdır ve kesinlikle önerilmez.

MELİSA ÇAYI NASIL DEMLENİR?

Bir demliğe bir su bardağı suyu koyun. Suyu kaynatın. Su kaynama noktasından 10-15 derece sıcaklığı düşünce bir tutam Melisa yaprağını ya da otunu demliğin içine bırakın. Yaklaşık 5 dakika demlemeye bırakın. Daha sonra bir süzgeç yardımı ile süzüp bardağa aktarın. Sade bir şekilde için. Yani yanına bal, pekmez gibi farklı bir besin türü eklemeden sade bir şekilde için. Bitkilerin farklı bileşenlerle tepkimeye gireceğini ve insan sağlığına zararlı olabileceğini unutmayın. Bu yüzden sade içmenizi tavsiye ederim.  Uykusuzluk problemi yaşayanlar yatmadan 20 dakika önce Melisa çayını içebilirler. Adet ağrıları için ağrının yoğun olduğu süreçte ılık bir şekilde tüketilebilir. Sabah aç karna içmek tavsiye edilmez.

MELİSA ÇAYI ZARARLARI...!

Günlük 1-2 fincandan fazla melisa çayı içerseniz melisa çayının zararını görebilirsiniz. Melisa çayının yanında başka bir şey tüketmek uzmanlar tarafından önerilmemektedir. İçerisindeki bileşenler farklı bir madde ile tepkimeye girerek insan vücuduna zarar verebilir. Kronik hastalığı olanlar oldukça  dikkat etmeli ve doktorunuza danışmadan kullanmamanızı tavsiye ederim.

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın

Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-03-15

OMEGA 3 Hakkında Merak Ettikleriniz...

OMEGA 3 Hakkında Merak Ettikleriniz...

 


omega


Büyük küçük herkesin sıklıkla kullandığı Omega-3 hakkında merak ettikleriniz hakkında işte detaylar;

Omega-3 yağları, tıpkı Omega-6 yağları gibi doymamış yağ asitleri grubuna dahil olan yağ asitleridir. Omega-3, insan vücudu tarafından üretilemez, bu yüzden dışarıdan alınması gerekir. Omega-3 ihtiyacı genel olarak anne karnında başlar ve yaşlılık dönemi de dahil olmak üzere her evrede görülür.

Peki Omega-3 alımının faydaları nelerdir?

· Kan trigliseridleri: Omega-3 takviyeleri kan lipitlerini önemli ölçüde azaltır.
· Kanser: Omega-3 bakımından zengin yiyecekler tüketmek ve kolon, prostat ve meme kanseri riskinin azalması arasında ilişki bulunur.
· Karaciğer yağlanması: Omega-3 yağ asidi takviyesi kullanmak, karaciğerinizdeki fazla yağdan kurtulmanıza destek olur.
· Depresyon ve kaygı: Balık yağı gibi omega-3 takviyesi almak, depresyon ve kaygıya dair şikayetleri azaltmaya yardımcıdır.
· İltihap ve ağrı: Omega-3'ler, romatoid artrit gibi bazı hastalıkların belirtilerini hafifletir. Ayrıca adet ağrısını hafifletmede de etkisi görülmüştür.
· Hiperaktivite: Hiperaktivitesi olan çocuklarda, omega-3 takviyeleri farklı türde semptomları önemli ölçüde azaltır.
· Astım: Omega-3'ler çocuklarda ve genç yetişkinlerde astımın önlenmesinde de fayda gösterir.
· Bebek gelişimi: Hamilelik ve emzirme döneminde alınan DHA, bebeğinizin zeka gelişimine ve göz sağlığına önemli ölçüde yarar sağlar.
· Demans: Bazı çalışmalar, daha yüksek oranda omega-3 alımının, Alzheimer hastalığını önlediği ve bunama riskini azalttığını gösterir.
· Kalp hastalıkları için de çeşitli risk faktörlerini de iyileştirir.   

Kimler Omega-3 kullanmalı?

  • Kalp rahatsızlıkları olanlar
  • Okul çağındaki çocuklar
  • Hamileler (doktor kontrolünde)
  • Menopoza girmiş kadınlar
  • Kolesterolü yüksek olanlar
  • Diyabet hastaları
  • Daha sağlıklı yaşlanmak isteyenler
  • 30 yaşını geçmiş kişiler

Omega-3 ile Omega-6 arasındaki fark nedir?


Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.

Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.

Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.

Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar 

En bilindik Omega-3 Deposu Besinler Nelerdir?


Keten tohumu: Omega-3 yağları açısından en zengin kaynak olan keten tohumu, süper gıda olarak kabul edilir. Çoğu zaman öğütülmüş veya yağ yapmak için kullanılan bu küçük tohum kanserle mücadele, şeker isteğini azaltma, kabızlık ile mücadele ve kilo vermeyi hızlandırmada yardımcı olur. 1 çorba kaşığında 2338 mg

Chia tohumu: Yalnızca Omega-3 açısından değil, aynı zamanda vitamin, mineral ve diyet lif açısından da zengin bir yiyecektir. Kalsiyum, protein ve magnezyum yüklü bu tohum tip 2 diyabet riskini azaltır, egzersiz performansını artırır ve ayrıca beyin sağlığı açısından faydalar sağlar. 1 çorba kaşığında 2,457 mg

Avokado: Enerji değeri yüksek bir meyve olan avokado, A ve E vitaminlarinin yanında yüksek oranda B vitamini ve potasyum içerir. Cildin yenilenmesinden, kansere karşı koruyuculuğuna pek çok faydası olan avokado aynı zamanda iyi bir Omega-3 kaynağıdır. 1 porsiyonda (yarım avokado) 110 mg, 1 tam avokado'da 221 mg  

Ceviz: Her türlü harika bir yiyecek olan cevizi ister kendi başına, ister en sevdiğiniz yemeklere ve salatalara ekleyerek tüketin. Ceviz, yalnızca kalp-damar sağlığını desteklemekle kalmaz, aynı zamanda ideal kilonuzu korumanıza da yardımcı olur. Güçlü bir Omega-3 deposudur.
1 porsiyon cevizde (28 g) 2,565 mg veya 100 gramında 9079 mg

Omega-3 Takviyesini kapsül olarak da almanız mümkün. Bunun için doktorunuz ile görüşüp kullanmanızı tavsiye ederim.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-03-02

ARSUZ PAZAR-%100 DOĞAL - %100 ÇİFTÇİ

ARSUZ PAZAR-%100 DOĞAL - %100 ÇİFTÇİ

 

arsuz pazar


Organik ürünlere olan ihtiyacımız ve farkındalığımız günden güne artmakta. Pandemi, hastalıklar, değişen iklim koşulları sebebiyle gittikçe düşen yaşam kalitemiz sebebiyle artık hepimiz daha bilinçli seçimler yapıyor, bilinçli tüketici olabilmek adına daha çok araştırma yapıyoruz.

arsuz pazarMarketlerde, sosyal medyada organik ürün etiketli birçok ürün satılıyor ve tüketicinin artık 'organik' ürüne ulaşabilme imkanı çok daha fazla. Peki gerçekten katkısız, doğal, organik adı altında satılan bu ürünler, reklamı yapıldığı kadar organik oluyor mu?

Bizzat şahit olduğum fabrika yakınlarına kurulmuş çokça sözde organik çiftlik gördüm. Bu insanlar maalesef ne kadar uğraşsa da fabrika yakınlarında kurulan çiftliklerin çoğu bu fabrikaların atıkları sebebiyle kendi topraklarında bulaşa maruz kalmakta.

Benimde son zamanlarda organik etiketiyle 5-10 katına satılan ürünler fayda/fiyat olarak araştırdığım bir konuydu. Derken Hatay'ın Arsuz köyünden kendi yaptıkları ürünleri satan bu çiftçilere rastladım. Kurumsal olmadıklarını ve direk çiftçiden tüketiciye ürün sattıklarını, bu yüzden fiyatları ekonomik tuttuklarını ve amaçlarının tüketicinin organik adı altında doğru ürüne ulaşmalarını istediklerini belirttiler. Ben hem niyet hem fiyat hem de iletişim açısından kendileriyle yaptığım ilk alışverişten çok memnun kaldım ve onlara bu şekilde destek olmak istedim.

Şu anda Instagram üzerinden satış yapıyorlar. Özellikle bal, zeytinyağı ve susam tahinleri çok meşhur.
Ballarının içinde şeker bulunmamakta, bu sebeple donma, bozulma gibi bir durum yaşanmıyor, zaten katkısız ve doğal balın bozulması mümkün değil.

Sizde organik ürünleri yerinden sipariş etmeyi tercih eden biriyseniz muhakkak sayfalarını incelemenizi tavsiye ederim. Tüm ürünlerinin olduğu fiyat listesini sayfalarında bulabilirsiniz. Tek tek DM'den sormaya gerek yok, zaten bu DM'den fiyat bildirmek neden var onu hala anlayabilmiş değilim :)

Yulaf Hakkında Bilmedikleriniz

Yulaf Hakkında Bilmedikleriniz

 

yulaf

Yulafın normalde glutensiz olduğunu biliyor muydunuz? Çölyak hastalarının sadece %1’i yedikten sonra şikayet belirtiyor. Yada yulaf intoleransı olanların şikayet belirtisi oluyor. Değirmende çekilirken diğer buğdaylar ile aynı yerde çekildiği zaman çapraz bulaşma olduğun için glutenli hale geliyor. En ideali taş değirmende çekilendir. Ve bu şekilde tazeliğini 3 ay korumaktadır. Eğer tazeliğini daha uzun süre korumasını istiyorsanız buzdolabında saklamanız tavsiye ediliyor.


Yulaf (Avena), bol nişastalı taneleri (tohumları) için yetiştirilen bir tarım bitkisi. Daha çok hayvan yemi olarak kullanılan bu tahıldan son yıllarda insanların beslenmesinde de yararlanıyor. 

Yulafın beyaz, siyah, sarı, kırmızı ya da boz tohumlu, kısa ya da uzun saplı pek çok çeşidi vardır. Tarım uzmanlarının uzun yıllardır sürdürdükleri çalışmalarla değişik iklim ve toprak koşullarına uygun yulaf çeşitleri geliştirilmiştir. 

Yulaf bol miktarda nişasta ile protein, vitamin ve mineral içermektedir. Demir, selenyum, bakır, potasyum, folat, magnezyum, fosfor, kalsiyum, omega 3 ve omega 6 yağ asitleri, E ve B vitaminleri ve tabii ki lif açısından çok zengindir. Yulaf unundan hazırlanan hamur gluten içermediği için buğday unu gibi kabarmadığından ekmek yapımında kullanılmazdı. Ancak son yıllarda gluten alerjisi olanlar ekmek yapımında da Yulaf unu kullanmakta. Yulaf unundan daha çok lapa ya da gözleme gibi yiyecekler yapılır; taneleri ise özellikle kahvaltı için hazırlanan, besleyici değeri yüksek tahıl karışımlarına katılır. Yulaf eskiden buğdayın pahalı olduğu dönemlerde onun yerini almıştır. Bugün de kuzey ülkelerinde yulafın gıda ürünleri arasında küçümsenmeyecek bir yeri vardır. 

Peki Her Gün Yulaf Tüketirsek Vücudumuz da Ne Değişir?


1. Cildiniz çok daha sağlıklı olur, ışıldar ve nemini korur; egzama veya tahriş gibi enflamatuar cilt rahatsızlıklarının tedavisi için idealdir ve ayrıca sağlıklı bir cildi destekler. 

2. Kaslarınıza giden protein miktarı artar; 8 Yemek Kaşığı ya da bir porsiyon yulaf ezmesi, vücudunuzun günlük protein ihtiyacının %15'ini karşılar. Bunun yanında E vitamini, antioksidanlar, kas liflerini yenileyen glutamin alımını da sağlar.

3. Yulaf antioksidan bakımından çok zengindir, bunlardan biri 'avenanthramide' maddesidir; bu madde kaşıntıya, şişiklere ve kan basıncına iyi gelir. Ayrıca kandaki şekeri düşüren beta-glukan da vardır. Tüm bu maddelerin etkisi ise C Vitamini ile daha da zenginleşir, işte bu yüzden kahvaltıda yulaf ve portakal suyu tercih etmek çok sağlıklı bir seçimdir.

4. Yulaf size enerji verir; Yulaf ezmesi karbonhidrat bakımından zengindir ve vücuda enerji sağlar. Ayrıca sizi tok da tutacaktır.

5. Kilo vermenize yardımcı olur; düzenli olarak yulaf tüketmek, metabolizmanın hızlanmasına böylece kilo vermenize destek olur. Kahvaltıda düzenli olarak yulaf tüketmek, gün içinde fazla kalori alımını da önleyecektir. Yulafın içindeki yavaş karbonhidratlar ayrıca damak tadımızı düzenler, anksiyeteyi azaltır ve kan şekerini dengeler. İçinde bulundurduğu besin değeri sayesinde metabolizma hızlanır, yağ ve zararlı madde tutumu azalır. 

6. Kolesterol seviyesini düşürür; yulafın içindeki beta-glukan lifi, vücudun kolesterol seviyesini düşürür. Linoleik asit ve çözünebilir lifler, kandaki kötü kolesterolü ve trigliserit seviyesini düşürür, damar duvarlarında kalan yağ kalıntılarını temizler.

7. Kalp ve damar hastalıkları riskinizi düşürür; yulafta bulunan sağlıklı yağlar kalp hücresi sağlığını ve dolaşım sistemini destekler. Ayrıca yine içinde bulundurduğu antioksidanlar sayesinde damar içindeki kötü birikintilerin yaptığı hasar olasılığını azaltır.

8. Düzenli yulaf tüketmek ayrıca sindirim sisteminin de dostudur; uzmanlar günlük 25 - 35 gram arasında lifli beslenmenin sindirim sistemine olan faydası konusunda hemfikirler. Yulaf ise günlük lif ihtiyacımızın hemen hemen hepsini karşılayabilecek bir besindir.

Yulaf için en popüler tarif kahvaltı için ev yapımı Granola olacaktır sanırım. Haydi buyrun tarife 😊

Ev Yapımı Granola

Malzemeler;

  • 2 su bardağı yulaf ezmesi
  • 1 çay bardağı ceviz içi
  • 3 yemek kaşığı çiğ kaju 
  • 1 çay bardağı çiğ badem
  • 1 çay bardağı çiğ fındık
  • 5 yemek kaşığı vişne kurusu
  • 1 çay bardağı kuru üzüm (çekirdeksiz)
  • 5 yemek kaşığı dut kurusu
  • 5 yemek kaşığı kabak çekirdeği
  • 3 yemek kaşığı bal
  • 1/2 su bardağı keçiboynuzu pekmezi

Hazırlanışı;

Ceviz içi, fındık, badem ve kajuyu rondo'da iri parçacıklar olacak kadar çekin. İri parçaladığınız kuru yemişleri bir kabın içine alın. Üzerine yulaf, bal, pekmez, ve kabak çekirdeğini ekleyerek güzelce karıştırın. Yağlı kağıt serili fırın tepsisinin üzerine ince bir tabaka halinde yayın. 180 °'de önceden ısıtılmış fırında 10 dakika kadar pişirin. 10 dakikanın sonunda çıkarıp spatula ya da tahta kaşık yardımıyla iyice karıştırın.Aynı işlemi bir kez daha tekrarlayın ve 5 dakika daha pişirin. Çıkarıp karıştırarak oda sıcaklığında dinlendirin. Dinlendikten sonra içine kuru üzüm, dut kurusu ve vişne kurusunu ilave edin. Granolanız soğudukça katılaşacaktır. Bu nedenle elinizle mutlaka parçalar haline gelecek şekilde kırın.

Bir kavanozun içinde saklayabileceğiniz, sabah kahvaltılarında afiyetle tüketebileceğiniz granolanız hazır. Afiyet olsun. 😊


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-02-16

Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?

Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?

tatlandırıcılar




Tatlandırıcılar Sandığınız Kadar Masum mu ...!?


Diyet yapanların yaptığı en büyük yanlışı şeker yerine tatlandırıcı kullanmaktır. Sağlıklı beslenenlerin içeceklerine tatlandırıcı eklemesine kesinlikle gerek yok.

Tatlandırıcı adı üzerinde sadece tat veren demek.  

Şişmanlık probleminiz varsa ve kilo vermek istiyorsanız bu sadece tatlandırıcı ile çözülebilecek bir sorun olmadığı gibi şeker yerine çayları tatlandırmak için 1 tatlı kaşığı bal kullanmak hem doğal hem de çok kalori sağlamaz. Fazla tatlandırıcı kullanmakta kan şekeri üzerinde olumsuz etki yaratacaktır. Bu nedenle hiç kullanmak en doğrusu olacaktır. 

Tatlandırıcıların yaptığı etkileri biliyor musunuz..!?


1. Sakarin: 

Çay şekerinden 300-400 kat fazla tatlıdır. Epitel dokuda yapısal değişikliklere neden olur. Gebelikte bebeğe geçrek birikme yaptığı için kullanımı yasaktır.

2. Aspartam: 

Çay şekerinden 180 kat fazla tatlı olduğu için düşük dozda kullanımın enerji verimine katkısı yoktur. 50 mg/kg/gün güvenilir aspartam kullanma dozajıdır.

3. Sorbitol: 

Şeker alkolü'dür. Doğal olarak sebze ve meyvelerde bulunur. Günde 30 gramdan fazla alımı hazımsızlık, gaz ve ishale neden olabilir. Şeker hastalarında kan şekerinin hızla yükselmesine neden olmaktadır.

4. Maltitol: 

Kristal yapıda bir şeker alkolüdür. Şekersiz çikolata ve çiklet yapımında diş çürüklerini önlemek için kullanılır. Katkı maddesi olarak E 965(maltitol) veya E 965 (maltitol şurubu) isimleriyle bilinir ve sükroz ile aynı hacme sahip olduğu için kesin olarak hacim veya yük tatlandırıcı olarak bilinir. Dikkat edin! Maltitol müshil bir etkisi vardır, bu yüzden Norveç ve Avustralya'da bu gıda takviyesi içeren ürünlerin ambalajında ​​bir uyarı notu vardır.  

5. Erititol: 

Düşük kalorili tatlandırıcıdır. Kolay emilir ve metabolize olmadan idrarla atılır. Sağlık üzerinde sorun yaratmaz.

6. Laktitol: 

Bir başka şeker alkolüdür. Besin endüstrisinde ciklet yapımında kullanılır.

7. Asesulfam Potasyum: 

Şekerden 130-200 kat daha fazla tatlıdır. Kansirojenik veya mutajenik etkileri olduğu ortaya çıkmıştır.

8. Siklamat: 

Şekerden 30 kat tatlıdır. Aşırı doz kullanımı dışkı yumuşaması veya ishale neden olmaktadır. Erkek farelerde yapılan çalışmalarda testislerde atrofiye neden olduğu bildirilmiştir. Yine başka çalışmada mesane tümörleri geliştiği tespit edilmiştir. 

9. Diyabetli Maltitol: 

Bu tatlandırıcı, mısır veya şekerde bulunan bir madde olan nişastadan yapılır. Sükroz tatlılığını anımsatan% 90'lık tatlı bir tadı vardır. 

10. Stevya: 

Sonuçta tüm diğer tatlandırıcılar gibi beynin tokluk merkezini baskılar; leptin ve insülin direncine neden olarak, obezite ve metabolik hastalıklara zemin hazırlar. Normal glikoz ve fruktozdan bin kat daha tatlı bileşikler içeren stevya doğal bir tatlandırıcı olmasına rağmen tüketilmemelidir. 

Doğal olduğunu düşündüğümüz doğal tatlandırıcılar işlendiği zaman içine mix ürünler ilave olduğu için doğallığı bozulmaktadır. Her zaman yapay tatlandırılardan uzak durup doğal olanları tüketmek sağlığımız açısından en doğrusu olacaktır.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-02-03

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?



market alışverişi

Ne Tükettiğinizi Biliyor musunuz?


Ve işte o önemli soru ile karşınızdayım. Günlük yaşantımızda tükettiğimiz şeylerin doğru olduğunu düşünsekte, doğru bildiğimiz yanlışlar olduğunu söylesem size ne düşünürsünüz..!? Bu makalemde sizlere işlenmiş gıdaların ne olduğundan bahsetmek istiyorum. Bazen doğal olduğunu düşünerek tükettiğimiz ürünler ne yazık doğal değiller. 

Peki bunu nasıl ayırt edeceğiz size bundan bahsedeyim.

İşlenmiş Gıda Ne Demek?

Uluslararası Gıda Bilgi Konseyi işlenmiş gıdayı, orijinal biçiminden değiştirilmiş bir besin olarak tanımlıyor. Isıtma, pastörizasyon, konserve ve kurutma işlemlerinin tümü bu tanıma tabi kabul edilir. Bazı tanımlar soğutmayı bile içerir. Dolayısıyla, doğrudan bir ağaçtan elma koparmazsak veya doğrudan bir inekten süt içmezsek, yediğimiz yiyeceklerin büyük çoğunluğu teknik olarak işlenmiş oluyor. Yapılan araştırmalar, özellikle obezite ve kanser riski de dahil olmak üzere sağlık sorunlarına neden olarak ultra işlenmiş gıdaları ortaya koyuyor.

Hazır kekler ve ekmekler, paketlenmiş tüm atıştırmalıklar, çikolata, cipsler ve gazlı içecekler aşırı işlenmiş yiyecekler olarak sınıflandırılıyor. Hazır köfteler, hazır tavuk ve balık köfteleri, hazır çorbalar, donmuş yiyecekler de aşırı işlenmiş gıdalar arasında yer alıyor. “Beş veya daha fazla bileşen içeren endüstriyel formülasyonlar” olarak tanımlanan ürünler ultra işlenmiş gıdalar olarak kabul ediliyor. 

İşlenmiş gıdaları akılda canlandırmanın en iyi yolu onları az işlenmiş ve ileri işlenmişe kadar bir ölçek üzerinde düşünmektir. Zira, yiyeceğin nasıl hazırlandığı sağlık üzerindeki faydaları bakımından büyük bir fark yaratabilir. Son çalışmalar, çok fazla ileri işlenmiş veya ‘ultra işlenmiş’ gıda tüketmenin kalp hastalıkları ile bağlantılı olduğunu ve günde dört veya daha fazla porsiyon yemenin herhangi bir nedene bağlı ölüm riskini %63 oranında artırabileceğini ortaya koymuştur. 

Bazı işlenmiş gıdalar, tadının yoğunlaşması için tuz veya şeker ilavesi ya da raf ömrünü uzatmak için kimyasal madde ilavesi gibi ekstra malzemelerin eklenmesi dolayısıyla daha sağlıksız sayılırlar.

Orta işlenmiş gıdalara genellikle tuz, şeker, baharat ve yağ gibi çeşitli malzemeler eklenmiştir. 

Tipik gıda işleme üç aşamada gerçekleşir. Bu üç aşamayı anlamak çok önemlidir, çünkü bir yemeğin ne kadar işlenmiş olduğunu ve standartlarınızın ne olduğunu bağımsız olarak belirlemenize yardımcı olabilir.

Birincil Aşama: 

“İşleme” nin ilk aşaması, gıdanın yenilebilir olduğundan emin olmayı içerir. Tahıl hasat etmek, kabuklu yemişler ve kesim tavukları birincil işleme olarak kabul edilir. Sadece bu işleme aşamasından geçen gıdalar hala “işlenmemiş” gıdalar olarak kabul edilir. 

İkincil aşama: 

İkincil adımlar daha karmaşık, bitmiş, “işlenmiş” bir ürün haline getirir. Buna pişirme, dondurma, pastörizasyon ve konserve de dahildir. 

Üçüncü Aşama:

Ultra işlenmiş yiyecekler, üreticilerin gıdalara tat vermesi, şeker, yağ ve kimyasal koruyucu madde enjekte etmesi durumudur.

İşlenmiş gıdalar içinde en çok merak edilenlerden biri makarnadır. Makarna, ev tipinden ultra işlenmişe kadar farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Son yıllarda giderek popülerleşen, kendine has paketlerde satılan ve üzerine sıcak suyu dökerek hızlıca tüketilebilen hazır makarnalar, ultra işlenmiştir. Tam buğday veya durum buğdayından yapılan klasik makarnalar ise - içine yağ ve şeker katılmaması şartı ile - minimal / az işlenmiş gruba dahildir. Büyüklerimizden öğrendiğimiz ev yapımı tam buğdaydan yapılmış erişteler, ev versiyonu dediğimiz grupta yer alır. 

Bununla birlikte, market raflarında, ev yapımına yakın makarnaların sayısı da giderek artmaktadır. Üreticilerin, içeriklerini ne kadar doğru yansıttığı düşünebilirsiniz, ancak belli kalite standartlarına sahip ürünlerin, içeriklerini daha doğru yansıttığını düşünebiliriz. İşlenme derecesini, ürünün etiketini okuyarak anlayabilirsiniz; aşırı işlenmiş ürünlerin daha kalabalık bir "içindekiler" listesi vardır. Yağ, şeker ilavesi varsa, o makarna, ultra işlenmiş hale gelmiş demektir. 

Etikette bulunan uzun bir bileşen listesi, ultra işlenmiş bir yiyeceği tanımanızın en kolay yoludur. Bunun Amerikan diyetinde ne kadar yaygın olduğunu inceleyen 2016 araştırması, onlara "tuz, şeker, yağlar ve yağların yanı sıra, mutfak hazırlıklarında kullanılmayan maddeleri içeren" formülasyonlar adını vermektedir. 

Diğer bir yanlış düşünce, diyet ürünlerin hepsinin sağlıklı olduğunun düşünülmesi. Mesela yapay tatlandırıcılar en büyük yapılan yanlıştır. Örneğin doğal tatlandırıcı olduğunu düşündüğünüz bir madde ürün içine girdiğinde işlem görmekte ve içine diğer tatlandırıcılar ilave edilmektedir. Buda onun doğal üründen çıkarak yapay ürün haline yani işlenmiş ürün haline dönüştürmektedir. 

Sonuç olarak evde yemek yapmak, tükettiğiniz ultra işlenmiş miktarını azaltmak için önemli gelişmedir. Evde yapabileceğimiz ürünleri dışarıdan hazır almamayı tercih ederek sağlığımızı korumalıyız.

Alışverişe tok karnına çıkmak midenizle değil aklınızla düşünmenizi ve doğru seçimler yapmanızı sağlar. Bu yüzden, bir dahaki sefere markete gitmeden önce bir alışveriş listesi hazırlamak ve gıdaların etiketini okuyarak almak size doğru karar vermekte yardımcı olabilir. 

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-01-23

Uzak Durmamız Gereken 11 Gıda Katkı Maddesi!!!

Uzak Durmamız Gereken 11 Gıda Katkı Maddesi!!!





gıda katkı maddeleri


Bir Çoğumuz aldığımız ürünlerin üzerindeki etiketleri ne yazık ki okumuyor. Peki bu etiketler bize ne anlatıyor. Paketli gıdalar da o kadar çok katkı maddesi var ki bunların hiç birini bilmeden tüketiyoruz.

Gıdaların üzerinde “Hiçbir koruyucu madde içermez” yazısı “Hiçbir katkı maddesi yoktur” 
anlamına gelmiyor ne yazık ki Örneğin: “Hiçbir koruyucu madde içermez” diye etiketlenen hazır 
çorbalarda MSG (Mono Sodyum Glutamat) adlı lezzet arttırıcı katkı maddesi bulunuyor. Halk arasında MSG Çin tuzu olarak biliniyor.

Bu katkı maddelerinin bir çoğu Gıda ambalajları üzerinde kodlar ile simgelendiriliyor. Kesinlikle bunların hepsi sağlık açısından zararlı hatta bazıları çok daha zararlı.

Bunların içinde kesinlikle dikkat etmemiz gereken 10 katı maddesi nedir? Size onlardan bahsedeyim.

1.Monosodyum Glutamat (MSG) ya da: E621

MSG lezzet arttırıcı bir eksitoksindir. Eksitoksin, hücreleri aşırı uyarır. Bu da hücrelerin 
zarar görmesine ve ölmesine neden olur.

Yol açtığı hastalıkları şöyle sıralayabiliriz: merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı  olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, sara (epilepsi), retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı), yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite, büyüme hormonu baskılanması, pankreas hasarı, ensülinde artış ve buna bağlı olarak diyabet; ayrıca böbrek ve karaciğerde hasar yaratır. Baş ağrısı, bulantı, ishal, terleme, göğüste sıkışma, boyun arkasında yanma gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Piyasada tüm cipslerde MSG var; hatta güvenli ve doğal olduğunu iddia edenlerde bile. Uzakdoğu yemeklerinde (Çin ve Japon mutfağı) çoğu soya sosunda, hazır çorbalarda, hazır soslarda, hazır gıdaların hemen hepsinde, gofretlerde, bazı katı yağlarda yaygın olarak kullanılıyor.

Etiketlerde glutamin, glutamat, MSG ve monosodyum glutamat olarak yer alan bu zehir, tatlı-tuzlu her türlü yiyeceğin lezzetini arttırdığı için gıda üreticileri tarafından bolca kullanılıyor. Tehlikeleri halk tarafından bilinmeye başladığından beri bazı üreticiler etikette E621 yazarak gerçeği saklama yoluna gidiyor.

2. Yüksek Fruktoz Mısır Şurubu: F85

Kötü kolesterol seviyenizi (LDL) hızla yükseltir ve diyabet hastalığının oluşmasında rol oynar. Kansızlık, kalp büyümesi ve obeziteye de neden olur. Hipertansiyon, kanda ürik asit seviyesinde artış, böbrek taşı, gut ve kanser gibi bir çok hastalığa sebep olmaktadır.  
Ketçap, krema, kola, gazoz, şekerleme, hazır çorba, çikolata, gofret, puding, hazır kek gibi özellikle çocukların sıkça tükettikleri gıda değeri olmayan besinlerde bolca kullanılır.
 

3. Glikoz Şurubu: G37

Glikoz şurubu ise mısır nişastasından elde edilmektedir. Glikoz şekerinin, dekstroz, maltoz, maltotrioz ve yüksek şekerlerin belirli oranlarda karıştırılmış halidir.1 gramı yaklaşık 4 kkal’dir ve boş enerji kaynağıdır. Mısır nişastasından elde edildiği için mısır şurubu veya nişasta bazlı şeker (NBŞ) olarak da adlandırılır.

Glikoz şurubu gıdalarda, tatlandırma, yumuşatma, hacim kazandırma, kristalleşmeyi önleme, nem tutma gibi özellikleri için kullanılmaktadır.   

Glikoz şurubu, Kolalı-gazlı içecekler, Hazır sebze suları, Şekerlemeler, Çikolata, gofretler ve barlar, Dondurma çeşitleri, Kek, kurabiye, bisküvi gibi hamur işleri, reçel, marmelat, krem çikolata ve ezmeler, Bebek mamaları, Sütlü tatlılar, şerbetli tatlılar, Mayonez ve salata sosları, Salamuralar, işlenmiş hazır gıdalar.

Glikoz şurubu kullanılarak üretilmiş hazır gıdaları tükettiğimizde, ilk önce vücudumuzun şeker dengesi bozulur. Devamında hormon dengesi zarar görür ve ileriye doğru kansere yol açabilmektedir. Araştırmalara göre, glikoz şurubu kanserli hücreleri beslemektedir. 

Astıma, multi sikleroza sebep olur. Karaciğeri büyüten etkisi tespit edilmiştir. İnsülin dengesini alt üst ederek çok fazla yağ depolanmasının ve aşırı kilo alımının sorumlusudur. Böbreklere de olumsuz etkileri saptanmıştır. Taş oluşmasına sebep olmakla kalmayıp, patolojik değişikliklerin meydana gelmesine etkendir. Böbrek yetmezliğinden sorumlu tutulmaktadır. Alzheimer hastalığı riskini artırır. Östrojen ve testosteron gibi hormonların salgılanma miktarını artırabileceği savunulmaktadır. Bakır ve krom eksikliği başta olmak üzere vücudun mineral dengesini bozabilir. Karaciğer ile yağ sentezine katılarak, kalp-damar hastalıklarının oluşmasına katkı sağlar. 

Glikoz şurubu ambalajlı ürünlerin etiketinde, içindekiler kısmında aşağıdaki isimlerle karşımıza çıkabilir.
G37 – Glikoz Şurubu (DE-37)
G40 – Glikoz Şurubu (DE-40)
G58 – Glikoz Şurubu (DE-60)
G95 – Glikoz Şurubu (DE min 97)
M50 – Yüksek Maltoz Şurubu
M38 – Maltoz Şurubu
Yüksek Fruktozlu Glikoz Şurubu (HFCS) 

4. Aspartam (Nutrasweet ve Equal olarak da biliniyor): E951

Suni tatlandırıcılar gıda değil kimyasaldır. Aspartam başlangıçta böcek öldürücü olarak imal edilmişti.
Tüm diğer gıda ve gıda katkı maddelerinin toplamından daha fazla yan etkisi vardır.
Baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, eklem ağrısı, bulantı, uyuşukluk, kas spazmları, şişmanlık, depresyon, korku atakları, huzursuzluk, konvülsiyon, uykusuzluk, görme kaybı, işitme kaybı, kulak çınlaması, yorgunluk, tat kaybı, Parkinson, çarpıntı, nefes darlığı, cilt döküntüleri, MS (Multipıl Sıkleroz) gibi hastalıkların yanı sıra beynin işleyiş sürecini yavaşlatır, kanseri tetikler.

Özellikle zayıflamak için suni tatlandırıcı kullananların bilmesi gereken önemli bir etki de metabolizmayı yavaşlatarak aslında daha fazla yağ biriktirmeye neden olması. On binden fazla gıda maddesinde ve ilaçlar da kullanılıyor.

5. Trans Yağ: 

Trans yağlar ya da trans yağ asitleri, doymamış yağ grubunda yer alır. Trans yağlar hayvan vücudunda doğal olarak üretilebileceği gibi endüstriyel yollarla da üretilebilir. Doğal yolla üretilen trans yağlar, bazı hayvanların sindirim sistemindeki bakterilerce sentezlenir ve bu hayvanlardan yapılan hayvansal gıdalarda az miktarda trans yağ bulunabilir. Süt ürünlerde bulunan toplam yağın yaklaşık %2-8'ini trans yağlar oluştururken et çeşitlerinde bu oran %3-9 arasındadır. Doğal yollarla üretilen ve hayvansal gıdalardan alınan trans yağ az miktardadır ve sağlık açısından ciddi bir risk oluşturmaz. Yapay yolla üretilen trans yağlar, sıvı haldeki bitkisel yağların hidrojenle doyurularak daha katı hale gelmesiyle elde edilir.  

Trans yağ, kötü kolesterol (LDL) seviyesini yükseltir. Kalp krizi, kalp rahatsızlığı ve inme 
riskini ciddi ölçüde arttırır.

Trans yağlar bağışıklık sistemini zayıflatır, ensülin direncini arttırır, Tip 2 diyabet gelişimi için risk oluşturan bir durumdur. karaciğeri ve üreme 
sistemini etkiler. Gebelerde düşüğe, doğum ağırlığına neden olur ve anne sütünün kalitesini 
bozar. Hücre zarına da zarar verir.

Trans yağlar sürülebilir kahvaltılık yağlarda, margarinlerde, katı ve kızartma yağlarında, hazır hayvansal gıdalarda, bunlara bağlı olarak, kızartılmış gıdalarda, fırıncılık ve pastacılık ürünlerinde, tart, pasta, ekmek, bisküvi, pizza hamuru, kek, çikolata, gofret, cips, salata sosları, hamur işi, kraker, hazır köfte, tatlılar, dondurma, Patates kızartması, çıtır tavuk gibi fast foodlar, katı yağlar ve birçok fırınlanmış yiyecekte bulunur. Ayrıca bir çok restorant daha ucuz olduğu için bu yağı kullanmakta. 

Gıda etiketlerinde “hidrojenize yağ” içerdiği belirtiliyorsa bunun anlamı trans yağ 
içerdiğidir.
 

6. Sodyum Sülfit: E250

Etiketlerde E250 koduyla yer alan raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş et ürünlerinin (şarküteri) vazgeçilmezi olarak bilinir. Özellikle çocukların bolca tükettiği tost, pizza gibi ürünlerde kullanılan sosis, salam, sucuk, pastırma gibi işlenmiş etlerde bulunur. Hazır baharat ve köfte karışımlarında da bulunur.

Sülfit duyarlılığı olanlarda baş ağrısı, nefes problemleri, kaşıntı yaratır. Nadir durumlarda da olsa ölüme bile neden olabiliyor. Pankreas kanserini yüzde 67, lösemi riskini yüzde 700 oranında arttırıyor. Başta kolon kanseri olmak üzere her çeşit kanseri tetikliyor. Çocuklarda beyin tümörü oluşturuyor.
Sodyum nitrit; özellikle cenin, bebek ve çocuklar için tehlikelidir.

Sodyum Sülfit ambalajlı ürünlerin etiketinde, içindekiler kısmında aşağıdaki isimlerle karşımıza çıkabilir: E220, E222, E223, E224, E225 ile E249, E251, E252 

7. Sodyum Nitrat/ Sodyum Nitrit: E250 / E251

Bu raf ömrü uzatıcı koruyucu madde işlenmiş gıdaların bir başka vazgeçilmezi. Değişik kanser türleriyle bağlantısı var. Kullanım alanları ve zararları sodyum sülfit ile benzerlik taşıyor. Nitrat ve nitrit ürünün çeşidine göre farklı baharatların eklenmesi ürünün renk, doku, tat, aroma ve lezzet gibi özelliklerinin iyileştirilmesi ve dayanıklılığının arttırılması, ayrıca etlerde kötü koku oluşmasını engellemek amacıyla kullanılmaktadır. Temel bir katkı maddesi olan nitrit, et ürünlerinde karakteristik kürlenmiş et renginin, lezzet ve doku özelliklerinin geliştirilmesi ve özellikle Clostridium botulinum başta olmak üzere hastalık yapıcı (patojen) mikroorganizmaların öldürülmesi ve oksijen ile oluşan acılaşmanın engellenmesi için uzun yıllardır kullanılmaktadır. Ete katılan katkı maddeleri insan sağlığı açısından gıdalara izin verildiği miktarda ilave edilmelidir. İşlenmiş et ürünlerinde bulunan nitrat ve nitrit gibi katkı maddeleri özellikle izin verilen dozun üzerinde kullanıldığında ve dolayısıyla bu dozda tüketildiğinde; kansere, hafıza kaybına ve beyinlerinde hasara neden olabilirler. 

Tüketiciler, öğünlerden önce C ve E vitaminleri gibi koruyucu antioksidan kullanarak sodyum nitritin kanser oluşturma etkisini azaltmaya yardımcı olabilirler. Ancak, bilinen bir gerçektir ki vitaminler %100 koruyucu olamazlar. Bunun yanında çaresiz ve bilgisiz durumda olan tüketiciyi böyle bir riskle karşıkarşıya getirmeye kimsenin hakkı olmamalıdır .

8. Sülfür Dioksit: SO2

Sülfür içeren katkı maddelerinin Amerika’da çiğ sebze ve meyvelerde kullanılması yasak. Yani bunun zehir olduğu gerçeğini daha fazla görmezden gelemeyince çiğ gıdadan çıkarmışlar.

Yan etkilerinin içinde bronş problemleri, düşük kan basıncı ve anaflaktik şok var. Sülfitler göğüste sıkışma, kurdeşen, karında kramp, ishal, kan basıncı düşmesi, başta yanma hissi, halsizlik, nabız hızlanması gibi bulgulara neden olur. Ayrıca sülfitler, bunlara duyarlı astımlılarda astım atağını tetikleyebiliyor. Gıda koruyucusu olarak ve fermente içeceklerde kullanılır. Fırınlanmış ürünler, çaylar, çeşniler, deniz ürünleri, reçeller, jöleler, kurutulmuş meyveler, meyve suları, konserve ve suyu alınmış sebzeler, dondurulmuş patates ve çorba karışımlarında ve içeceklerde bulunur. Birçok restoranın salata barında yüksek düzeyde sülfit mevcuttur.

9. Potasyum Bromat: E924

Bu katkı maddesi, ekmek yapımında ve unlu mamullerde hacmi arttırmak ve ekmeğin rengini beyazlatmak için kullanılıyor. Hayvanlarda kansere neden olduğu biliniyor, ayrıca az miktarlar da bile insanlarda tehlikeli olabileceği saptanmıştır. ABD ve Japonya dışında bütün dünyada kullanımı yasaklanmış bir maddedir. Türk Gıda Kodeksi’nde yasaklı olan kanserojen “benzoil peroksit” ve “potasyum bromat” maddeleri unlu mamullerde kaçak olarak ne yazık ki kullanılmaya devam ediyor.

Bazı un üreticiler, irmik altı diye adlandırılan kalitesiz unlara kanserojen etkisi yüzünden katılması yasak olan benzol peroksit ve potasyum bromat gibi bazı katkı maddelerini ekleyerek, rengini beyazlatıyor ve ekmeklik unmuş gibi fırınlara pazarlıyor. 

Bu kimyasalın aldığınız ekmek de olup olmadığını anlamak için ekmeğe çakmak tutulduğunda ekmeğin benzin dökülmüş gibi alev almasına yol açıyorsa, mutlaka kullanılmış demektir. Bu nedenle Beyaz ekmekten uzak kalmamızda yarar var. 

10. BHA ve BHT:

Bütilat Hidroksi Anizol (BHA) ve Bütilat Hidroksi Toluen (BHT) adlı koruyucu maddeler , beyninizin sinir ağını etkiliyor, davranış değişikliklerini ve kanseri tetikliyor.

Katı ve sıvı yağların bozulmasını, küflenmesini önlemek için kullanılıyor. Tahıl ve tahıl ürünlerinde, sakızlarda, bitkisel yağlarda, patates cipslerinde, tazeliğini muhafaza etmek için bazı paketlenmiş gıda maddelerinde kullanılmaktadır.
 

11. Gıda Boyaları:

Yaygın olarak gıdalarda gıda boyası kullanılmakta. Yapay gıda boyaları çocuklarda davranış bozukluklarına ve önemli ölçüde IQ seviyesinin düşmesine yol açıyor. Hazır gıdalarda bol bol kullanılıyor. Sayıları o kadar çok ki 
her birinin zararlarını burada yazmak inanın çok zor sanırım sayfalarca sürer. Sakarya Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada gıda boyasının fazla doz alımında DNA hasarına neden olduğu saptandı.

Size midenizi bulandıracak bir örnek verecek olursam. Carmine (E120) adında bir gıda boyası var. 
Özellikle salam sucuk ve sosislerin canlı, kırmızı rengini vermekte kullanılıyor. Ev yapımı  sucukların kahverengi olmasına karşın hazır sucukların o iştah açıcı görüntüsünü sağlıyor. Bu boya, bir çeşit bitten elde ediliyor. Şeker ve çikolata üretiminde tekstil boyaları kullanan firmalar bile var.

Tükettiğiniz gıdaların ambalaj etiketlerinde:
  • Sunset yellow (E110)
  • Tartrazin ( E102)
  • Karmoisine (E122)
  • Panceau (E124)
  • Quinoline (E104)
  • Allura red (E129)
  • Sodyum Benzoat (E211)
gibi katkı maddeleri içerdiğini görüyorsanız dikkatli olun derim.

Meyve ezmelerinde, gazlı içeceklerde, hazır pudinglerde, toz kremalarda, çorbalarda, soslarda, dondurmada, tatlılarda, sakızda, jellerde, marmelatlarda, meyveli yoğurtlarda, reçellerde, ketçap, mayonez ve hardalda bu tür boyalar bulunuyor.

Bundan sonrasında etiketleri daha iyi okuyup bu ürünlerden umarım uzak durursunuz. 

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden 

2021-01-16

Besin Mayası Nedir?

Besin Mayası Nedir?







Besin Mayası Nedir?


Vegan diyetlerinin vazgeçilmezi olan besin mayası son dönemlerde oldukça popüler bir besin haline geldi.
Mutlaka siz de besin mayasına aşinasınızdır ama ben size biraz daha detaylı bilgi aktarmak istiyorum.
Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, ‘Saccharomyces cerevisiae’ olarak bilinen maya türünün inaktif halidir.


Eski çağlardan beri ekmek yapımında da kullanılan en önemli maya türüdür.
Yetişmek için vitaminler, karbon, fosfat, biotin ve çeşitli minerallere ihtiyaç duymaktadır.
O yüzden vitamin ve mineral bakımından zengin şeker kaynakları üzerinden (pekmez)
yetiştirilir.
Mayanın çoğalmasını sağlamak için alkolik üretim yerine oksijen sağlanarak aerobik
(oksijenli solunum) koşulları oluşturulur.
Çapraz bulaşmayı engellemek ve kaliteli bir ürün elde edebilmek için üretim tamamen
kontrollü bir ortamda gerçekleşir.

Büyüme süresinin sonunda, inaktif hale getirilmek için pastörize işlemden geçer ve kurutulur.
Isı ile etkisiz hale getirilen maya artık yüksek miktarda
B kompleks vitaminleri, mineraller ve gerekli elementleri içeren bir besine dönüşmüştür.
Maya aktif halde olmadığı için insan tüketimine uygundur.


Besin mayasının tadı tuzludur ve peynire benzer.
Tadı net bir şekilde tanımlanamayan ve ‘umami’ olarak isimlendirilen grupta bulunmaktadır.
Toz halinde ve granül halinde satılmaktadır.
Besin mayası zengin vitamin, mineral, aminoasit ve antioksidan kaynağıdır.
Her çeşit beslenme tarzına sahip insanlar tarafından tercih edilebilir ve kullanılabilir.
Özellikle B vitamini ve ‘esansiyel aminoasit’ denilen dışarıdan almak zorunda
olduğumuz aminoasitleri içermektedir.


Besin mayası B vitaminlerinden (B1, B2, B3, B5, B6, B12)
özellikle B6 ve B12’den zengindir.
Bu vitaminlerden B12 vitamini yalnızca hayvansal kaynaklarda bulunur.
Bu vitaminlerin eksikliği sonucunda kan hücrelerinin oluşumunda azalma
ve sinir sistemi rahatsızlıkları gibi ciddi sağlık sorunları görülebilir.


Besin mayası antioksidan özelliğe sahiptir. İçeriğindeki güçlü antioksidanlar sayesinde
ağır metallerin ve serbest radikallerin sebep olduğu hasarlara karşı vücudu koruyor
ve toksinlerden uzaklaştırıyor.
Ayrıca besin mayası içeriğinde bir tür karbonhidrat olan beta glukan bulundurur.
Beta glukan ile ilgili yapılan çalışmalarda, beta glukanın kalp sağlığını koruma,
kan şekerini düzenleme, kolestrol seviyelerini düşürme ve bağışıklık sisteminin
güçlenmesine katkı sağladıkları bildirilmiştir.
Yüksek oranda protein, lif, çinko, folik asit içerir. Biotin kaynağıdır.
Katkı maddesi içermez, gluten içermez, ilave şeker içermez.


Besin mayası doğrudan besin olarak veya besin içeriğini zenginleştirmek için
ek olarak da kullanılabilir. Peynirimsi bir tada sahiptir.
Bir servis miktarı 1 yemek kaşığıdır (5 gram).
Makarnalara, çorbalara, salatalara, sıcak yemeklere, patlamış mısır gibi atıştırmalıklara
ya da çeşitli tariflere eklenerek peynirimsi bir tat elde edilebilir.


Besin Değerleri;

1 yemek kaşığı (9g) besin mayası şunları içerir;

  • Kalori: 34 kcal
  • Yağ: 0 gram
  • Sodyum: 25 mg
  • Karbonhidratlar: 3 gram
  • Lif: 2 gram
  • Protein: 5g


Unutmayalım ki tam besin değerleri markalar arasında değişiklik gösterir,
bu nedenle ihtiyaçlarınızı karşılayan çeşitliliği bulmak için daima etiketleri okuyun.


ÖNEMLİ NOT: Maya, fırınlanmış ürünler ve ekmekler başta olmak üzere birçok
gıdada bulunur.

Beslenme mayası çoğu insan için güvenli olmakla birlikte, mayaya alerjisi olanların
tüketmemeleri gerekir. Mutlaka tüketmeden önce doktorunuza danışınız...!


Besin Mayası için makarna tarifini de buraya bırakıyorum..


Porsiyon: Altı ila sekiz porsiyon arası
Pişirme süresi: 20 dakika
Hazırlık süresi: beş dakika
Malzemeler;

  • 1 su bardağı besin mayası
  • 1/3 bardak zeytinyağı
  • 1/2 su bardağı beyaz veya buğday unu
  • (Eğer glutensiz makarna yapıyorsanız karabuğday unu)
  • 1 yemek kaşığı tuz
  • 1 çorba kaşığı sarımsak tozu
  • 3 su bardağı soya sütü
  • 1 paket makarna


Yapılışı;
Kaynamış suya makarnayı ilave edin ve pişirip, süzün.
Ayrı bir sos tavasında zeytinyağı'nı ve unu hızlıca karıştırın.
Soya sütü, tuz ve sarımsak tozunu eklerken karıştırmaya devam edin.
Karışım kalınlaşana ve yuvarlanıncaya kadar pişirin. Ve karıştırmaya devam edin, ardından
besin mayasını ekleyin. Sonra ocaktan alın.Makarna üzerine "peynir" sosu dökün.
Karıştırın ve servis yapın.


Afiyet Olsun...


Sosa biraz daha lezzet katmak için, soya sosu veya hardal veya karabiber ekleyebilirsiniz.
Daha kalın bir sos için daha fazla un, daha ince bir sos için daha fazla su ekleyin.
Bu sosun buzdolabı ömrü ne yazık ki yok, bu yüzden aynı gün kullanmanız önerilir.


Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2021-01-13

Ağız Kokuları İçin Gargara

Ağız Kokuları İçin Gargara


doğal gargara

Ağız Kokuları İçin Gargara


Evet arkadaşlar öğrendiğim bilgileri sizlerle paylaşmaya devam. Bazen ağızdaki kötü bakterilerden dolayı ağız kokusu sorunu yaşayabilirsiniz. Bunu önlemenin çok basit bir formülünü paylaşıyorum sizlerle ...😊 


Malzemeler;

  • 1 Bardak Su
  • 1 TK Karanfil
  • Yarım Demet Maydanoz
  • Yarım Limon
  • 2 Damla Nane Yağı

Yapılışı;

Karanfil ve suyu bir tencereye alın ve kaynatın. Kaynadıktan 5 dakika sonra ocaktan indirebilirsiniz. Karanfilli suyunuz soğuduktan sonra, bir demet maydanozu blender'a koyun ve üzerine Karanfilli suyunuzu karanfiller ile birlikte ilave edin ve hepsini blender'da çekin. Daha sonra posası'nı ayırmak için bir süzgeç kullanarak suyunu bir şişeye yada bardağa süzün. İçine sıktığınız yarım limon suyunu ilave edip karıştırın.  

Her gün gargara yapacağınız küçük bir shot bardağına iki damla nane yağını damlatıp üzerine karşımı ilave ederek 10 sn. dilinizin de altına gelecek şekilde gargara yapın. 

Önemli Not:
Bu karışımı 1 hafta boyunca buzdolabında muhafaza edebilirsiniz. Nane yağını ilave etmek sizin tercihinizdir. Ama nane yağı olduğunda daha çabuk etki ettiğini belirtmekte fayda var.

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
@muhendishanimingozunden 

2020-12-23

BAMYA ÇİÇEĞİ

BAMYA ÇİÇEĞİ


bamya çiçeği
            

BAMYA ÇİÇEĞİ

Merhaba Arkadaşlar
Yine bizim için çok faydalı olacak bir bilgi ile karşınızdayım. 

Bamya çiçeği; 

Bamya bitkisinin ucunda oluşan ve  hastalıkların giderilmesine kullanılan vitamin ve mineral açısından oldukça zengin ve mucizevi bir bitkidir. Bamya çiçeği başta Ege ve Marmara olmak üzere Tokat, Amasya, Balıkesir ve daha birçok şehrimizde yetişmektedir.  Bunların en çok bilinenleri ise sultani bamya ile akköy ve kabaklı bamyalarıdır. Bamya çiçeğinin bir çok faydası bulunmaktadır. Öyle ki bu çiçeği asıl değerli kılan şey tabi ki bu çiçeğin insan vücuduna sağladığı faydalardır.

Bamya çiçeğini birçok yerde rahatlıkla bulabilirsiniz. Bu bitkiyi kuru bir şekilde bulacaksınız. Bu şekilde çay yaparak tüketildiğinde vücuda birçok fayda sağlayarak etkilerini sizler üzerinde gösterecektir. Tıbbi olarak bile bazı doktorlar hastalarına bu çiçeği tüketmesini önermektedir. Bu nedenle birçok insan bu çiçeği bolca çay olarak tüketmektedir.

Bamya çiçeğinin faydalarından bahsedersek bu çiçek düzenli olarak her sabah çayı yapılarak içilirse birçok hastalığın tedavisi olabilir. Bamya çiçeği ister yaş olarak tüketilsin ister kuru olarak tüketilsin vücuda birçok fayda sağlayarak kişilerin sorunlarında aynı etkileri göstererek sizleri şaşırtacaktır. Bu nedenle her ne şekilde olursa olsun bu bitkiyi bolca tüketmeniz sizin yararınıza olacaktır.  Fakat söylenenlere göre bamya çiçeği, kuru olarak tüketildiğinde çok daha faydalı olduğu düşünülmektedir.  Bu yine de sizin kişisel tercihinizdir.

Bamya Çiçeğinin Faydalarından Bahsedecek Olursak;

  • Vücudumuzun kan şekerini ve yüksek tansiyonu dengelemesinde yardımcı olur.
  • İçerisinde bulundurduğu vitamin ve mineraller sayesinde vücudumuzu dışarıdan hastalıklardan korur ve güçlendirir.
  • İdrar yollarında meydana gelen iltihaba, mide ve bağırsak gazlarına karşı kullanılabilir.
  • Ayrıca iyi huylu kolesterolün yükseltilmesinde yardımcı olabilmektedir.
  • Şeker hastalığı bulunan insanlar için doğal insülin etkisi göstermektedir.
  • Kanın temizlenmesinde de yardımcı olur.
  • Kanı sulandırma özelliğine sahiptir.
  • Vücudumuzda oluşan harici ur ya da çıbanların tedavisinde iyileştirici özelliği vardır.
  • Bamya çiçeği Demir içierir bu nedenle Kan yapıcıdır.
  • Balgam söktürücüdür. Akciğerleri temizleyerek rahat nefes alış verişi sağlar. Öksürüğe iyi gelir.
  • Antioksidan özelliği ile karaciğer hastalıklarını tedavisinde kullanılır.
  • Ben yaz aylarında çıkan taze bamyanın çiçeklerini toplayarak kurutuyorum ve bir kış boyunca tüketiyorum. Allerjim den dolayı öksürük probleminde faydasını gördüğümü söyleyebilirim. Denemek de fayda var derim.

Önemli Not: Bamya alerjen bir bitki olduğu için, Kişilerin  Bamya çiçeğine alerjisi olabilme ihtimaline karşın tüketmeden önce mutlaka doktoruna başvurması gereklidir....!!

Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın
Arzu BOYACI
@muhendishanimingozunden

2019-08-22

Jelatin Mucizesi

Jelatin Mucizesi

jelatin tozu

Uzun bir aradan sonra yeni makalem ile yine karşınızdayım. Son dönemin popüler konusu olan KOLAJEN sanırım herkesin merakla araştırdığı bir konu. Bu popüler ürün  eczanelerde oldukça pahalı fiyatlarla raflarda yerini aldı. Sağladığı faydalar ise göz ardı edilemez durumda. Ama tabi bunu doğal ve daha uygun fiyatlarla temin edebileceğimiz bir ürün daha mevcut buda JELATİN TOZU. Jelatin tozu son zamanlarda vücutta kolajen üretimini desteklediği, eklem rahatsızlıkları ve cilt elastikiyetine iyi geldiği gerekçesiyle gıda takviyesi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ben de sizlere kısaca bu takviyenin ne olduğundan ve faydalarından bahsedeyim.
JELATİN  NEDİR?
Esasında jelatin memeli canlıların dokularında, özellikle kas ve kemiklerin bağlantı bölgelerinde yani bağ dokularında bulunan kollajen doku dan çıkarılan suda çözünen bir protein türüdür. Kollajen doku suda kaynatıldığında jelatine dönüşür. Suda çözünen kollajen doku soğutulduğunda jel haline gelir. Yarı şeffaf bir yapısı vardır, tek başına bir tada sahip değildir ve kolay kırılır. Jelatin yoğun olarak sığır ve domuzda bulunan dokulardan üretilir. Bu noktada Türkiye’de Sığır jelatini kullanılmaktadır.
100 gram jelatin için:
- 87.2 g protein; 
  - 10 g su; 
  1.7 g küldür; 
  - 0,7 g karbonhidrat; 
  0.7 g nişasta; 
  - 0.4 g yağ; 
  -700 mg kalsiyum; 
  - 300 mg fosfor; 
  - 80 mg magnezyum; 
  - 11 mg sodyum; 
  - 1.2 mg potasyum; 
  - 2000 mcg demir. 
  Ürünün kalori içeriği 355 kcal'dir.

Jelatin Üretiminin İki Ana Yöntemi Vardır.
Bunlardan ilki üretilecek jelatin için sığır postlarına asidik işlem uygulanmasıdır. İkinci bir yöntem ise boynuz ve kemiklere alkali işlem uygulanmasıdır.
Jelatinin şekil alma yeteneği oldukça güçlüdür. Hazmı kolay bir maddedir ve suda çözündüğü için kullanımı oldukça kolaydır. Yaprak jelatin ve toz jelatin olmak üzere iki türü bulunur.
Jelatin tozunun, jel halindeki jelatinden ve yaprak jelatinden besin değeri açısından bir farkı yoktur. Sadece şekil olarak farklıdır. Jelatin tozu bir çok gıda maddesinde kıvam artırıcı olarak kullanılır. Şeker ve dondurma, tatlı yoğurt gibi tatlı çeşitlerinin hazırlanmasında jöle bazlı olarak bir çok kullanım şekli vardır. Buna ek olarak, tıbbi ilaçlar ve kozmetik ürünlerde de kullanılır. 
 Toz Jelatin sağlıklı hayvanlardan sağlanmış ise diyet için değerli bir katkı olabilir ve kemik suyu için hızlı bir alternatiftir. Jelatin, sağlıklı bir ruh halini destekleyen amino asitler, güçlü kemikler, pürüzsüz bir cilt ve uygun kas yapımı için büyük bir kaynaktır. Hormonlar, pestisitler ve ağır metal kirliliğinden  kaçınmak  için çimle beslenen hayvanların jelatininden faydalanmak önemlidir. Jelatin, yarı katı ve renksiz bir maddedir. %98 oranında kompleks protein ve %2 oranında mineralden oluşur. Su ile karıştırıldığı zaman vücuda birçok yarar sağlar. Çeşitli hastalıkları önleyebilen ve tedavi edebilen şifalı bir gıda maddesidir.
Birçok kişi bu maddenin özelliklerinden faydalanırken, bununla birlikte, çoğu insan da sağlık seviyelerini iyileştirmek için bu maddeyi nasıl kullanacağını hala bilmemekte.
JELATİN FAYDALARI NELERDİR?
Bu noktada faydaları oldukça fazla sırasıyla bunlardan size bahsedeyim;
  1. Mide ve Bağırsak Sağlığını Destekler: Gluten Alerjisi olan biri olarak benim için en önemli olan noktalardan biri bu. Sığır jelatini mide asit salgısını destekler ve mukozal tabakayı yeniler. Bu da midede ki asit salgısını seviyesini dengelediği için iyidir. Yani Jelatindeki glisin amino asiti sindirim ve besin emilimi için gerekli olan hidroklorik mide asidini (HCL) artırmaya yardımcı olabilir. Bu hayati sindirim sıvıları stres ve yaşlanma ile azalır. Azalan HCL ise anemi oluşumuna katkıda bulunabilir.  Rus araştırmacılar kimyasal olarak bağırsaklarına hasar verilen farelere jelatin verildiğinde bağırsaklarının iyileştiğini belirlemişler. Bu durumda  Jelatin çölyak hastaları için iyi bir seçenek olabilir. Sonuç olarak Jelatin, bağırsak sızıntılarını ve alerji gibi bağırsak problemlerini ve bağlantılı iltihap problemlerini engelleyebilir. Sindirim sisteminde ki sıvı düzeyini dengeleyerek sindirim gücünü arttırabilir.  Buna ek olarak, Jelatin hidrofilik (Suyu seven)bir gıdadır. Başka bir deyişle, hali hazırda pişirilmiş olsa bile sıvıyı çeker ve emer. Bu özellik onu sindirim sistemi için mükemmel bir müttefik kılar. Bunun nedeni, mide sularını saklaması ve yiyeceklerin sindirimini kolaylaştırmakdır. Jelatin emilimi bağırsaktaki hareketleri de geliştirir. Ayrıca, kalın bağırsakta sıkışmış olan atıkların atılmasına da yardımcı olur. Karşıladığı glisin sayesinde mideye ait mukoza zarının onarımı mümkündür. Böylelikle, besin maddelerinin emilimini ideal hale getirir ve sindirime dayalı hastalıkların gelişimini engeller.
  2. İltihaplanmayı Azaltabilir; iltihaplanma hastalıkların temel nedenidir. Vücutta meydana gelen iltihaplanma, kanser gibi kronik hastalıklara neden olabilmektedir. İltihaplanmayı azaltmanın bir yöntemide sağlıklı besinler tüketmektir. Bir diğer alternatif de sığır jelatini tüketmek olabilir. İçeriğinde bulunan protein ve sağlıklı yağlar sayesinde jelatin kalp ve dolaşım sistemindeki iltihapları engellemede fayda gösterebilmektedir. Metionin denen amino asit bu etkiler üzerinde rol oynamaktadır. Hayvansal ürünlerde bulunan Metionin homosisteinin negatif etkisini azaltır. Kanda yüksek seviyelerde hemoistein bulunması kalp de iltihaplanmalara ve kalp krizine ve kalp damar hastalıklarına neden olur. Dengeli bir beslenme ve sığır jelatini desteği ile vücut fonksiyonlarının düzgün çalışmasını destekleyen bir besin yelpazesi oluşturulabilir. 
  3. Karaciğer Detoksu; Jelatin şartlı olarak gerekli bir amino asit olarak kabul edilen glisin zengindir. Yani karaciğerdeki toksinlerin yok edilmesine katkıda bulunur. İnsan vücudunda kimyasallara maruz kalmalarından biriken zehirin detoksifikasyonu için glisine ihtiyacı vardır. Yeterince glisin olmayan insanlar karaciğer detoksifikasyonu için çok önemli olan yeterli glutatyon üretemeyecektir. Bu noktada Karaciğer içinde fayda göstermektedir. Böylelikle Jelatinin emilimi serbest radikallerin olumsuz etkilerini engellemeye yardımcı olur. Dahası, kanda biriken aşırı toksik maddelerden kaynaklanan hücresel hasarın önlenmesine de yardımcı olur.
  4. Metabolizma Destekçisi; Jelatinde bulunan glisin bir kas yapıcı olarak iş görür ve metabolizmanın sağlıklı çalışmasını destekler. Bu tür amino asitler karın bölgesinde ki yağlanmayı azaltan insülin  dengesini düzenlemede rol alır. Yağ yakma yeteneğini arttırdığı için karaciğer detoksuna yardımcı olabilir. Jelatin, düşük kalorili içeriği ve yüksek protein seviyeleri nedeniyle kilo verme sürecinde iyi bir tamamlayıcı gıdadır. Bu maddeler kalori alımının dengesiz baskısını yavaşlatır. Ayrıca, fiziksel faaliyet sırasında ortaya çıkan enerji harcamalarını da arttırır.
  5. Güçlü Kemikler için Destek; Kemikler aslında yaşayan yapılardır ve günlük beslenme tercihlerimiz kemik inşası yada kemik bozulmasına neden olur. Jelatin kalsiyum, magnezyum, fosfor, silisyum, kükürt ve sağlıklı bir kemik matrisi oluşturmanıza yardımcı olan iz mineraller içermektedir. Sığır jelatini kolajen bazlı bir besin olarak kemik sağlığı için faydasının olduğu bilinmektedir. Atletler egzersiz yaptıktan sonra ağrılarının hafiflemesi için kolajen supplementleri kullandıkları bilinmektedir. Kolajen besinleri ağrıyı hafifletecek şekilde iş görürler ve eklemlerin sağlıklı kalmasına destek olur.  Asıl önemlisi jelatinin içeriğindeki yükek kolajen sayesinde kemik erimesi ve eklem yangısı gibi eklem ve kemik hastalıkları riskini düşürmeye etki etmektedir.  Aynı zamanda artrit ve osteoartrit gibi hastalıkların riskini de azaltır. Ben daha önce diz sakatlanması geçirmiştim ve son dönemlerde dizimde ağrı vardı 15 gündür Jelatin Tozunu kullanıyorum. Sabahları 1 bardak suyun içine 1 tatlı kaşığı jelatin Tozunu karıştırıp kahvaltıdan 30 dakika önce tüketiyorum. Ve şu ana kadar aldığım sonuç diz ağrım geçmiş durumda. Genel olarak belirtilen tanı;  Boyunda, bacaklarda, belde ve sırttaki ağrıları geçirmesi. Uygulamayı kürler halinde yapmanız tavsiye ediliyor. 1 ay yada 3 aylık kür şeklinde sonra 6 ay ara verip tekrar uygulama yapılması tavsiye ediliyor. Uygulama için mutlaka doktorunuz ile konuşup uygulamanızı tavsiye ederim.
  6. Adrenal Destek;  Vücut aşırı stres altında olduğunda daha fazla mineral ve amino aside gereksinimi vardır. Kemik sıvıları ve jelatindeki beslenme matrisi stres ve kortizol ile başa çıkmamıza yardımcı olan böbrek, böbrek üstü ve mesaneyi gençleştirmeye yardımcı olmaktadır. İnsomnia problemi yaşayan hastalarda sığır jelatini tüketimi fayda sağlayabilir. Yine aynı notaya geleceğiz sığır jelatini vücut için temel besleyici olan glisin içerdiği için, glisinin de daha iyi bir uykuyu desteklediği bilinmektedir. Ayrıca araştırmalar sonucunda sığır jelatininin efektif olarak bunu desteklediği gözlemlenmiştir. Bir tür amino asit olan glisin, kısıtlayıcı bir nörotransmitter madde olarak etki göstermektedir. Bu da anksiyeti ve depresyon tedavisne yardımcı olmaktadır. Stres hormonu seviyesini düşürerek akıl sağlığını desteklemekte rol oynamaktadır. Bu da kişinin keyfini yerine getirmeye yardımcı olan mutluluk hormonlarını arttırır. 
  7. Hormon Dengesini sağlar;  Jelatindeki glisin insülini düzenler ve hipoglisemiyi önlemeye yardımcı olur. Ayrıca glisin, aşırı östrojenin dengelenmesinde de önemli olan glutatyon üretilmesine yardımcı olur. Östrojenin fazlalığı toksik vücut bakım ürünleri, çevre kirliliği, işlenmiş gıdalar bakımından zengin beslenme ve hormonal doğum kontrol yöntemlerinden gelebilir. Östrojen hakimiyeti ise kadın kanserleri için önemli bir risk faktörüdür.
  8. Alerjik Destek;  Jelatin alerjik reaksiyonları ve hassasiyeti hafifletebilir.
  9. Cilt Sağlığını Destekler; Jelatin vücut için önemli olan amino asitlerden oluştuğu ve aynı zamanda yüksek oranda kolajen içerdiğinden cildi iyileştirici etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Jelatin insan vücudunun toplam protein içeriğinin % 25 – % 35’ ini oluşturur. Bu protein içeriği ise cildin elastikiyetini, tonunu ve deri hücrelerinin sürekli yenilenmesi için hayati önem taşımaktadır. Jelatin, cildin gücünü ve sertliğini vermekten sorumlu bağ dokularını oluşturur. 
  10. Anti-aging Desteği;  Ciltteki kolajen 20’ li yaşlardan itibaren azalmaya başlar. 30 yaşından sonra yaşlanma ile mücadelede size yardımcı olması açısından diyetinize daha fazla jelatin eklemek önemli hale gelmektedir. Kolajen içeren cilt kremlerinin kolajenin içten alınması kadar yararlı olacağını söylemek bence çok da mümkün değil. Bu çerçevede kolajen tükenmesine bağlı yaşlanma süreci bu şekilde yavaşlatılabilir. Bu nedenle güzellik uygulamaları için sığır jelatini kullanmak, Kolajen üretimini artırmaya fayda sağlayacak ve daha genç bir cilde sahip olmanızı sağlayabilecektir.  Tüketimi ve topikal olarak kullanımı güneşin ve diğer toksiklerin olumsuz etkilerini en aza indirir. Dolayısıyla, erken yaşta ortaya çıkan kırışıklıkları engeller.  Bunun için ağız yoluyla tüketimin dışında maske uygulaması da yapabilirsiniz. Ben şahsen denemek için bir uygulama gerçekleştirdim.  Bu uygulama sonunda cildimin inanılmaz temizlendiğini ve cildimin yumuşak ve biraz daha gergin olduğunu gözlemledim. Yalnız uygulaması kolay olmasına karşın yüzden soyması biraz daha zahmetli bir uygulama. Yaptığım araştırmalar doğrultusunda kesinlikle süt ile yapılan karışımın daha kolay temizlendiğini gördüm. Bu doğrultuda size kendi uyguladığım tarifi ileticem. Ciltten soyma işlemi biraz zahmetli olduğundan, benimki gibi hassas ciltlerden kızarıklık oluşuyor. Ayrıca herhangi bir alerjik reaksiyon olup olmayacağını anlamanız içinde önce kolunuzun iç kısmında küçük bir bölgede kesinlikle 5-10 dakika denemenizi tavsiye ediyorum.
Maske için Malzeme;
4 Çorba kaşığı Süt, 2 tatlı kaşığı toz Jelatin. ( isteğe bağlı olarak cildinizin daha beyazlamasını istiyorsanız. 1 çay kaşığı karbonat ilave edebilirsiniz.)
Uygulama;
2 tatlı kaşığı jelatine 2 çorba kaşığı sütü ilave ederek iyice karıştırın. Bu işlemi yaparken benmari usulü 2 çorba kaşığı sütü ısıtıp onuda jelatinin içine ilave ederek iyice karıştırın. Daha sonra temizlediğiniz cildiniz bir fırça yardımı ile uygulayın. Yalnız uygulama sırasında kaşlara ve saçınıza gelmemesine dikkat edin, çünkü soyma işlemi yaparken koparabilirsiniz. Uyguladığınız maske yaklaşık 40 dakika da kuruyacaktır. Kuruduktan sonra soyma işlemini gerçekleştirin ve tonik yardımıyla iyice kalıntıları temizleyip gözeneklerin sıkılaşmasını sağlayarak nemlendiricinizi uygulayın. *Haftada 1 kez uygulayabilirsiniz.
 Jelatinde bulunan prolin amino asiti birçok cilt uzman tarafından genç bir görünümü sürdürmek için ek olarak tavsiye edilen çok önemli bir amino asittir. Kolajen kaybı ve bozulması kırışıklıkların gerçek nedenidir. Araştırmalar jelatinde bulunan kolajen sayesinde kırışıklıklarda ve bunun tedavisinde gözle görülür belirtilerini azaltmaya yardımcı olduğunu doğruluyor. Jelatin yeni ve parçalanmış olmayan kolajen üretimini artırabilir. Bu artış ise kırışık derinin görünüm ve sağlığına önemli bir iyileşme sunar. Beslenme yolu ile daha fazla jelatin tüketmek cildin kırışıklıklara daha az eğilimli olmasına yardımcı olur.
  1. Çatlaklara Destek;  Jelatin cildin sıkılığını, elastikiyetini ve fonksiyonunu cilt çatlaklarını engellemeye yardımcı olur. Çatlakları önlemede anahtar bir rol alan kolajen üretimini destekleyerek buna yardımcı olur.
  2. Selülitle Savaş; Selülit beslenme eksikliğinin şiddetlendiği dönemde kollajenin bozulmasından kaynaklanan bir durumdur. Birçok kişi büyük paralar ödeyerek kolajen takviyesi alır, oysa ki bunu bir gıda olarak kemik suyu ve jelatin tozu şeklinde almak çok daha kolay, ucuz ve lezzetlidir.
  3. Dişler, Saç ve Tırnaklara Destek; Jelatin işlenmiş ürünler nedeni ile diyetlerinde eksik kalan minerallerin yerine konulmasında ideal bir seçimdir. Güçlü tırnak, diş ve saç oluşumuna katkıda bulunan kalsiyum, magnezyum ve fosfor bakımından zengindir. 2 haftalık kullanım sürecimde ilk gözüme çarpan tırnaklarımda ki kuvvetlenme oldu. Umarım saçlarımla ilgili de aynı etkiyi gözlemlerim. Saç içinde jelatin maskesi uygulaması yapabilirsiniz. Maske için verdiğim tarifi (karbonat hariç) uygulayabilirsiniz. 
Jelatinin Diğer Faydaları
  • Tip 2 diyabet için faydalı olabilmektedir.
  • Gut hastalığını iyileştirebilmektedir.
  • Kanserli hücrelerin büyümesini yavaşlatabilmektedir. 


Kendi Jelatinini Nasıl Hazırlarsın?
Jelatin çoğu aktardan satın alınabilmektedir veya evde hayvan parçalarından hazırlanabilmektedir.
Herhangi bir hayvandaki parçalar kullanılabilmekte fakat zengin kaynakları; sığır eti, domuz, kuzu, tavuk ve balık etidir.
Eğer kendin hazırlamak istiyorsan, şu şekilde:
  İçindekiler:
  • 5 kg civarında hayvan kemiği ve bağ doku
  • Kemikleri örtecek kadar yeterli su
  • 1 yemek kaşığı tuz
  Yapılışı:
  • Kemikler tencereye koyulur, tuz kullanmak istenirse şimdi eklenmesi gerekmektedir.
  • İçeriğin tamamını kaplayacak kadar su konulmalıdır.
  • Kaynadıktan sonra ısı azaltılmalıdır.
  • Düşük ısıda 48 saat kaynatmaya devam edilmelidir. Pişirmesi süresi uzadıkça elde edilen jelatin de daha fazla olmaktadır.
  • Daha sonra sıvı süzülmeli, soğumaya bırakılarak katılaştırılmalıdır.
  • Yüzeydeki yağlar sıyrılıp atılmalıdır.
Harika bir jelatin kaynağı olan kemik suyunun yapımı da buna benzerdir.
Herhangi bir zarar var mı?
Jelatin zararsızdır. Alerjiye son derece nadiren gelişir.
Bununla birlikte, diyet takviyeleri alırken yan etkiler bazen kendilerini hissettirir. Genelde - karında güçsüzlük, şişme, mide ekşimesi, esneme. Bu hoş olmayan belirtiler özellikle güçlü değildir ve vücuda gerçek zarar vermez.
Diğer uyarılara gelince, bunlar kardiyovasküler hastalıklar ve şiddetli su tuzu metabolizması olan insanlarla ilgilidir.
Jelatin, bir kekik veya ıspanak gibi bir oksalojendir ve aşırı tüketilirse, oksalat taşlarının oluşumunu teşvik eder (oksalik asit tuzları ürolitik ve safra taşıtı).
Aşırı jelatin tüketimi kanın pıhtı olabilirliğini arttırır; bu da zaman zaman kontrendikedir. ateroskleroz  ve eğilim tromboflebit. Jelatinin bir sabitleme etkisi vardır, bu nedenle bağırsak hareketiyle ilgili sorun yaşayan herkes, yemekleri jelatinle kötüye kullanmamalıdır. Bu olumsuz sonuçları hafifletmek için kuru meyve, kuru erik ve kuru kayısıların paralel olarak tüketilmesi tavsiye edilir.
Oksalat tuzu kötü atılır jelatin kullanılarak, bu nedenle böbreklerde tuzlarının çökelmesini kolaylaştırmaktadır.
Jelatin vücutta bir artış sağlar. Ateroskleroz ve kardiyovasküler hastalıklardan muzdarip insanlar, soğuk ve çeşitli jöleler tüketimini sınırlamak en iyisidir.
Jelatin oldukça yüksek kalorili bir üründür. 100 g ürün içinde 355 kcal içerir. Bu, noktada tüketim sağlanırken bu bilgiler dikkate alınmalıdır.
Her zaman söylediğimiz gibi her ürünü tüketirken önce doktorunuza danışmalı ve tavsiye edilen miktarlarda tüketmelisiniz.  Sağlıklı günler dilerim.
Hoşça, Dostça ve Sevgi ile Kalın…
Arzu BOYACI