Eros'a Mektup...

arrow of the eros


Sevgililer gününe günler kala, Eros'a gönderilmiş mektuplardan birini okudum. Siz ne yazdınız bilmiyorum ama eğer güzel dilekleriniz varsa, Eros'un devamlı sizi vurmaya niyeti olmadığını hatırlayın.. Yok bu Eros'la aranız bir türlü olmadıysa, yüzünüzü buruşturmayın. Eros'un bekletme listesinde yalnız değilsiniz. Sevgi'liler gününüz şimdiden kutlu olsun. Ne olursa olsun yinede 'sevgi' ile olsun :)
*******
Sevgili Eros nasılsın? Annen nasıl?
Seni görmeyeli yıllar oldu hatta sanırım hiç görmedim ben seni…

Sevgili Eros, özel olarak konuşmak istediğim bir konu var seninle. Senin oklarında bir imalat hatası var sanırım ya da son kullanma tarihi geçmiş.Nerden mi anladım? Çünkü artık etki etmiyor hiç ya da etkisi çok kısa sürüyor. Tek yastıkta kocama meselesinin bozulma sebebinin senin bu hatalı okların düşünüyorum. Nevresim firmaları da yastıkları ayrı yapınca durum iyice kötüleşti. Eros, insanlar aşkın ne olduğunu karıştırdılar.Tek yastıkta iki kişi kocamıyorlar artık, her gün başka yastıklara baş koymayı, ayrı sabahlara uyanmayı aşk sanıyorlar.

Sevginin sıcaklığını bilmedikleri için belki de sadece kaloriferle ısınılır sanıyorlar. Durakta otobüs beklemekle sevgilinin yolunu gözlemeyi bir tutuyorlar artık. Mecnun dağları delmişti ya şimdi kalkıp markete gitmeye üşenenler var. Kim sevmezse değerli oluyor Eros, seveninse canına okuyorlar.Birine sevgi göstermek, emek vermek, kendinden önce onu düşünmek insan doğasına aykırı gibi oldu. Hatta arada seri üretim hatası saydığımız, bunları yapan insanlara şaşkınlıkla bakar olduk. Yapaya her şeye yaklaşıp, doğala nasıl uzaklaştık bilmiyorum. Eğer sen biliyorsan anlatır mısın bana da?
kokteyl
Dünya nüfusu böyle kalabalıkken nasıl bu kadar yalnız kaldık biz Eros? Ruhumuzun işleri işte bir türlü bulamıyoruz eşleri. Ruhumuzun bir eşi bir yerde bekliyorsa aynadaki karşılığını, o zaman senin yardımın gerekmez mi bize yoksa Psykhe gibi yollara mı düşmeliyiz seni bulmak için.
Bak Eros seni severim bilirsin ama çok tepki çekiyorsun haberin olsun. Hatta senin o okların süresi üç yıl diyenler var. Hayır inanmayayım diyorum da anti tezde geliştiremiyorum. Sanırım ya çok yaşlandın ya da insanoğlundan bir şey olmayacağını anladın. Tamam da neden bu genelleme, bak gençliğimin baharı sonbahar oldu. İkinci bahar yaşıyor ömrüm durumunun bırak daha mart’ı göremedim ben.
Ne yasak elmaymış arkadaş! Kurtlu muymuş neymiş? Hayat ayvayı yediriyordu, aşkta elmayı; hayat yerli malı haftası sanki. Hayır Havva teyzeye de kızmıyor değilim yani farkında olmadan insanlığın başına veba daha hızlı yayınlan bir hastalığın mucidi oldu. Her şey çürüyor Eros. Her şeyin tadı değişiyor.
Valentine’ye de söyle o ikisini evlendirip iyi halt etmiş. Başı göğe ermiş aferin ona. İyi niyetten maraz doğar bu anlama geliyor demek ki. Görürsen söyle onun o iyi niyetli girişimi sektör oldu. Kırmızı güller, kalpler, çikolatalar… Hayır Eros’cum kıskanmıyorum ne kıskanacağım içi boşaltılmış bir gün sadece, eğer elin oğlu bana bir gün ilgi gösterecekse hiç göstermesin daha iyi. Hem ekonomik kriz var hiç gerek yok böyle şeylere. Hem ne o öyle akıl var mantık var arkadaş  ‘sevgililer günün kutlu olsun’ kaç kişiyiz biz?  2 kişiyiz sanıyordum başkaları da mı var? Ayrıca biz insanların ilişkiye ‘benimle çıkar mısın?’ cümlesini kurarak başladıkları harika bir yüzyıldayız. Çıkmaktan kastın ne olduğu anlayamayan biri olarak çoğu zaman bu soruya ‘neden?’ şeklinde cevap vermeyi tercih ettim. Sonuç tabi ki başarılı olmadı.
Bu da yetmez gibi ‘beni ne kadar seviyorsun?’ seklinde 2. Bir soru cümlesi var ki soran insanın hayranıyım. Sevginin metrajımı olur arkadaş, ‘ben seni senin beni sevdiğinden 15 cm daha çok seviyorum’. Zaten sen bu soruyu soracak raddeye gelmişsen, radyasyonlu çay bile içersin. Hem emin değil sevildiğinden hem emin olmadığı sevgilisine soru sorup cevaba inanıyor. Ne yaman çelişki.
Bak Eros bak şuna da bayılıyorum ‘sen çok iyisin benden daha iyisini hak ediyorsun’ ve ‘biz birbirimize uymuyoruz’ tamam olabilirde aradan 3 sene geçti sen bunu yeni mi anladın? Hayır sen kıtsan ve ben bunu bunca zaman fark etmediysem ben zaten öleyim. Ayrıca niye kendini aşağılıyorsun benden daha iyisi ne demek? Direk desene aslında ben daha iyisini hak ediyorum ama o kadar yüce bir karakterim ki seni yücelterek bu ilişkiyi bitiriyorum.
‘sen çok değiştin’ ve ‘hep aynı sen işte hep aynı, hiç değişmeyeceksin di mi?’ bir ilişkide bu iki cümlenin de geçmesi biraz acayip değil mi Eros’cum? Ben bu ‘çok değişip de hep aynı kalan’ garibana çok üzülüyorum. Ne yapsın gariban değişse kabahat değişmese kabahat ayrıca birini seviyor diye niye değişsin? Severken aynı kalp sevmedi mi? Kalp her değişimde ritmini değiştirir mi sanki?
black wedding cake
Bir de bu kadın dergilerine seslenmek istiyorum izninle Eros’cum; sevgili kadın dergileri kadınları paranoyak ettiniz. ‘Sevgilinin sevgisini test et, aldatıyor mu test et, agresif mi test et…’ çoktan seçmeli aşk mı olur? A’lar çoksa şöylesin b’ler çoksa böylesin hadi ya editörleri medyumlarda mı seçiyorsunuz siz? Hele genç kız dergileri daha ergenlikten başlıyor işlemeye ki bende bu dergileri çok okumuş biri olarak, ergenlik sivilcelerinin bu yayınlar yüzünden çıktığını düşünüyorum. Neymiş şunu yaparsam elde edermişim bunu yaparsam kesin kaybedermişim. Eğer bana kötü davranıyorsa kesin seviyordur,  eğer uzun zaman çiçek, hediye vb. şeyler almamışsa da bir anda almaya başlıyorsa, ilgileniyorsa kesin aldatıyordur. Kafadan bir genç kızın ilk aşkını mahvettiniz. Yaşarken fark etmiyoruz ama aşk çocukluktan beri beynimize nakış gibi işleniyor. Daha cümle bile kuramazken aşık olabiliyoruz. Tek başımıza dışarı bile çıkamazken havada yürüyebiliyoruz. En kötü, en saçma, en güzel, en çirkin her anı beynimizde romantik komedi tadında büyük makaralara kaydediyoruz.Aşk genlerimizde var, sevgi damarlarımızda… Hayat tadında aşklar, aşk tadında hayatlar yaşıyoruz. Anlatsana bunu editör kardeşim, neden gergin yurttaşı geriyorsun sen iyice? Kalbinin ritmini bozuyorsa biri ne gerek var çoktan seçmeli sorulara
Beynimize hükmediyor hayatın mahalle baskısı, kalbimizi bağlıyor dilimizi bağladığı gibi. Genç erkekler baskının en büyük kurbanı; kalbi kıpır kıpır, düşünüyor, taşınıyor aşık işte ötesi mi var. Şarkılar dokunuyor ona, şiir bile okuyor, gözünde peri kızı sevdiği. Aşkta mutlu olmak kimin haddine hemen başlıyor tabi etrafındakiler ‘senin kız arkadaşın bunu yapmasın erkek adamsın sen’, ‘bu kız seni parmağında oynatır sakın belli etme sevdiğini’, ‘erkek adamsın sen senin sözünü dinleyecek’ gibi gibi… Bırakın be kardeşim ‘erkek adam’ yaptığını bilmez mi? Sonra ‘kardeş bırakıp gittiyse seni sevmemiş demektir ama sende kızı çok sıktın be‘ neden acaba? Özgür olmayan hangi aşk, aşk’a layık olabilir. İnsanlar neden istemiyor yakınındakilerin mutluluğunu, kendi mutsuzluklarını paylaştırıyorlar büyü bozucular.Sevip de söyleyemiyorlar, söyleyip de sevemiyorlar. Aşk bir bakışta bile mümkünken sevgi neden böyle zor? 
Saygı duymak, değer vermek, gitse bile yerini doldurmadan boş bırakmak ya da nefretle değil gülümseyerek hatırlamak… İçki masalarında humustan çok aşk acısı, aşklardaysa arabesk bir hava var Eros, soneler, sözler nerede? Sözlerini anlamadan dinlerken sarhoş olduğumuz şarkılar peki? Hem bak aklıma geldi bir daha üzüldüm artık 24üne gelmeden içki masasında aşk acısı da yaşayamayacaklar. Tüketim gıdası oldu sevda üretim hatası var tüm gıdalarda
Eros ne yapmalıyım peki ben? Kime inanmalıyım?
Masallarda ki beyaz atlı prenslere mi?

Ben öğrendim Eros, annem bir sabah bir not bıraktı başucuma ‘prensler öptükleri prenseslere sahip çıkmıyorlar kızım, umudunu kaybetme kötü cadı gelse de elma sadece senin elinde’… Haklıydı Eros masallarda mutlu sonlardan sonrası yok, yazarların bile hayal gücü almıyor sonrasını.

Efsanelere inansam olmuyor kavuşamıyorlar sevdalılarına, hikayeler, romanlar onlarda aynı Romeo ve Juliet kavuşsaydı, Romeo’nun başına kakar mıydı Juliet göze aldıklarını? Ya da Christine, Phantom mu seçmiş olsaydı pişman olur muydu? Staine ölmeseydi yazar mıydı Cristian Kırmızı Değirmeni? İmkansızlık aşk adını alıyor öyküler, imkanlar kıymeti bilinmeyen zamanlar.

Televizyon programlarında evleniyor insanlar, en mahrem sırlarını hiç tanımadıklarıyla paylaşıyor, bu ülkede kadın sığınma evleri ağaçlar gibi çoğalıyor, aşk’ı kötüye kullanma yaşı düşüyor git gide. İnanmayı bırak, bakmaya tahammül edemiyorum. Eros ama eminim sen de çok gülüyorsun ölümlülerin bu hallerine…

Bak Eros’cum durum bu, 7 Kocalı Hürmüz kadar aç gözlü değilim ben bilirsin 7 tane istemem öyle, film yıldızı olmasına da gerek yok ya da Donald Trumhp’la yarışmasına…

gerçek aşk
Dedem gibi olsun yeter Eros ki iyi tanırsın onu, biliyorsun anneannemle hala birbirlerine ‘nişanlım’ derler (bu durum biraz gayrimeşru bir torun hissi yaratıyor ama evli gibi hissederlerse kavga ederiz diyorlar ee haklılar Eros).2 çocuğu yetiştirmekle kalmayıp sevgilerini birbirlerine verdikleri kadar çocuklarına kattılar.Elleri hep sıkı sıkı, hayatla mücadele etmek yerine bir parçası oldular. Sinemalar, tatiller, sıkıntılar, zorluklar, eğlenceler, kayıplar, doğumlar daha neler neler yaşadılar ama hep aynı sabaha uyandılar ve her şeyden öte beni aşka inandırdılar.(tamam biliyorum küçükken dedemle uyumak için anneannemi biraz yataktan itmiş olabilirim ama dedemle evlenmeyi kafaya koymuştum ne yapayım?) Biliyorum Eros istediğim şey çok zor ama bu 14 Şubatta olmasa da, ömrümde bir gün böyle hissetmekte yeter.

Eros’cum inanıyorum hala sana ve inanmaya devam edeceğim ömrüm boyunca. Yazılmadı bu şarkılar boşuna hem aşk olmadan çekilir mi bu dünya?

Not: Ama sen yine de okları bir kontrol ettir, servise falan götür.
Melis Çınar
kaynak:derki.com

Hiç yorum yok:

Fikrinizi önemsiyoruz:)

Blogger tarafından desteklenmektedir.